1 Ekim 2009 Perşembe

1 Ekim


28 Eylül 2009 Pazartesi

Gözlerimde Yaş, Kalbimde Sızı..

dün sabah 11'de abimizin yanındaydık..

Direnistanbul - İsyan Vakti!

6-7 ekim 2009 imf-dünya bankası istanbul kongresi



imf ve dünya bankasını durduruyoruz!
anarşist ve anti-otoriter yoldaşlara çağrımızdır,
küresel kapitalist elitler yeni sömürü planlarını istişare etmek için
istanbul'a geldiklerinde sokaklarda isyan ve direniş ateşiyle
karşılanacaklar.

soyup soğana çevirilen, evsizleştirilen, yaşadığı topraklara
yabancılaşarak göç etmeye zorlanan ve göç ettikleri ülkelerde acımasız
göçmen yasalarına maruz bırakılan, herhangi bir muhalefet kıpırtısında
bile polis-asker devletiyle karşı karşıya bırakılarak muazzam
baskılara uğrayan, hapsedilen, katledilen dünya halklarının küresel
öfkesi istanbul sokaklarına bir ayaklanma pratiği olarak
yansıyacaktır. küresel kapitalistler ve onların yerli hükümetleri
bilmeliler ki seattle'da, cenova'da, prag'da, atina'da ve
strasbourg'da olduğu gibi daha fazla sömürü planına karşı daha fazla
direnişle karşılaşacaklar...

"dünyamızı bize dar edenlere istanbul sokaklarını dar edelim", "imf ve
dünya bankasını durduralım" diyorsanız kara blok'un isyan ve direniş
girişimine omuz verin!

bizi nerede bulacağınızı biliyorsunuz!

kara blok çağrısı

26 Eylül 2009 Cumartesi

Hiç Uyumadık, Sen Gelmedin Abi..

tribün emekçileri yine hiç uyumadılar abi. cuma gece 22:00'de başladılar çalışmaya, cumartesi sabah 07:00'de bitirdiler. herkes senin icin bi seyler yaptı. herkes seni çok özledi. abi bazen aklıma ne geliyor biliyor musun. hani gecenin 2 buçuğunda arayıp ataşehire çağırırdın ya bizi, abi bişey lazım mı dediğimizde her seferinde kumpir isterdin. beraber sabahlara kadar senin eski röportajları izlerdik. sen anlatırdın biz dinlerdik. bazen de hiç dinlemezdik, çok kızardın bize. habersiz gidilen her deplasmanda, birilerinin bize bi telefon uzatıp senin aradığını söylemesini özledik. "gidecek başka yer bulamadınız mı lan" deyişini özledik.
ama en çok; eski açıktan bize gülümsemeni özledik Alpaslan abi..

25 Eylül 2009 Cuma

Yavru! vatan...volume 1

Uzun zamandır klavyeyi bu kadar özlediğim olmamıştı ve bu kadar kısa sürede pc'yi terketme mecburiyetim.Binbir dalavere ile komutandan alınmış 0.25 günlük çarşı iznimi gecirmek için,%80i rum,geri kalan %20 si sokak köpekleriyle dolu,çarşısı olmayan bi köye yönlendirilidim ve mucize eseri bi internet cafe bulabildim...
Anlatılacak çok şey var belki ama "yavru" ön adıyla bildiğimiz bu vatandan pekte fazla hatıra kalsın istemiyorum ne bende ne de blogta...Askeriyenin sivilden daha iyi oldugunu iddaa edebilecegimiz ender yerlerden biridir burası..Biz baba şefkatiye yaklaşsakta sivildeki yavru vatan insanlarına,yavrular coktan babayı sikmeyi kafaya koymuşlar bile..
Ama herşey de kötü gidiyor diyemeyiz..Yemekler yenemeyecek hatta bakılamayacak tarzda olsa bile,gümrük aracılığıyla zula edilmiş absolutle,rum köylüsüne telerin ardından kadeh kaldırarak ve sabah iştimasına akşam katılabilerek gecirdiğimiz günlerde oluyo burda...Sağolsun sakarya tribününden güzel bi kardeşim,bana hiç yabancılık cektirmedi burda...maçları izleyebilme gibi bi nimet te var ayrıca..Digitürk,17 iskemle ve coğu suyun öbür tarafından olma 92 asker..Muhtemelen 10.hafta burdaki asker mevcudunda azalma ve paralelinde revire cıkacak insan sayısında artma olabilir.
Kıbrıs harekatından kalmış olsa gerek bir de telefon kulübesi var,ayda bir çalışan..ki muhtemelen o günde bana denk gelmez.
Süresiz olarak kilitlenmiş çarşı iznimi tekrar normale döndürebildiğim sürece uğrarım buralara.
Bu arada kapalıdaki o arka teneke bölmeyi de fazla zorlamayın artık,havalar soğumuştur,hasta olursunuz..

soğuk memleketin sıcak çocuğundan selamlar

21 Eylül 2009 Pazartesi

Nonda`dan Asagiya Kasimpasa


Inadina GALATASARAY!

Kasımpaşa - Galatasaray maç öncesi

saat 19:00 kasımpaşa - galatasaray
kale arkasındayız demiştik..

20 Eylül 2009 Pazar

Bir Bayram Sabahi Gurbette Yapayalniz Bir Adam..


yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

hasan beyin vurdurduğu
ırgat osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit ayşe öbür yanımda.

traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

benim sessiz komşulara gelince,
şehit ayşe'yle ırgat osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...

Yılın Maçı : Rakı - Balık

hani bazen o hafta başka bir maç varken futbolcuların aklında bir sonraki maç olur ya, bizimde beşiktaş ve panathinaikos maçları aynen o havada geçti sayılır. hatta bir önceki maç falan da değil, daha fikstür çekildiğinde, milli maç araları, ramazanı, kandili, bayramı herşeyi hesaplandı bu maç için. eğer federasyon maçı olimpiyat stadında oynatma kararı alsaydı siyah çelenkle birlikte leventteki federasyon binasına gidip eylem yapmayı bile planlamıştık. ve işte istediğimiz oldu, büyük gün geldi. kasımpaşa maçı pazartesi akşamı 13.500 kapasiteli kasımpaşa stadın'da oynanıyor.

21/09/2009 21:00
Kasımpaşa RTE Stadı
rakı balıkla, kale arkasındayız !

17 Eylül 2009 Perşembe

Olur Boyle Vakalar, Turk Polisi Goz Yumar


Ey Istanbul Emniyeti, Ey Sanli Turk Polisi...
Bu adama yurtdisinda dedin, o sebepten yakalayamiyoruz dedin. Peki bu adam yurtdisindaydi da ulkeye nasil girdi? Girerken seni gozlerin nereye bakiyordu? Hayir degildi madem 197 gundur Bahcelievler`de nasil bulamadiniz? Ey dersaadet Valisi boyunsuz Muammer Pasa, artik utanmayacagini biliyorum da, ne olursun arlan be adam! Televizyonlara cikip polisimizin basarisi zart zurt demeye nasil yuzun tutuyor? Beyfendi kendi rizasiyla teslim oluyor (hem kendi teslim oldugu icin hem de 18 yasini henuz doldurmadıgı icin cok buyuk bir ihtimalle saglam bir ceza indiriminden faydalanacak... bu ayıptır, çok büyük bir ayıptır...), uzerine bir de sov yapiyor. Yok karni acmis yok sakallar falan. Saclar duzenli kesilmis, piril piril kiyafetler. O kadar mide bulandirici ki ne konuyla ilgili okuyasim ne yazasim var aslinda. Birde bu avukati olacak lavuk iki kelimesinden birinde katile cocuk, kurbana genc kiz diyor. çocukları karıştırmasınlar bu işe! ben boyle hayasızlıklara boyle komikliklere sahit oldugum icin cok feci utaniyorum. Haftasonu taraftara biber gazi sikan, Beyoglunda gosteri yapan, harc artislari sebebiyle hakkini arayan, uc kurus maasla gecinen ailesi tarafindan birakin saklanmayi karnı zor doyurulan ogrencilere tekme tokat giren bu emniyet değil mi. ben mi kabustayim? onlar çocuk degil mi? tabii haklılar, cemin ailesi var, goz gore gore yetmiş milyonla tassak gecen bir ailesi var. digerleri onun bunun cocugu..

16 Eylül 2009 Çarşamba

Yoğun İstek Üzerine..!

14 Eylül 2009 Pazartesi

'Sol açık'tan mektup'

Sayın Kenan Bey; artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz

Sayın Kenan Bey,
Bu mektubu size serin bir mart sabahı, Atatürk'e dil uzatan bir YouToube videosunu seyredip sinirle kahvemi yudumlarken yazmaya karar verdim; satırlarımı pek de düşünerek sıralamayacağım; zaten düşünmek gibi ahlaksız bir eylemin girdabına kapılmış bir neslin yok edilememiş ender zatlarından biriyim; en azından özürlü bırakacağınızı umduğunuz bir devrin çocuğuyum; pek öyle lale devri de değil o; bal gibi kötek devri.
Zat-ı âliniz, darbeyi yaptığında henüz 17 yaşındaydım; cebir hesabım kuvvetlidir; şu an cebren ve hileyle 44 civarında seyrediyorum; mamafih sizin kadar dirayetli ve müstakil bir soğukkanlılık sergileyemediğimin de farkındayım.
Bizim aile de sayenizde çöktü; komünist babam arkadaşlarının gördüğü işkencelere, yaşadığı coğrafyanın güzel insanlarının genç / orta yaşlı demeden itinayla seçilerek imhasına tanık ola ola önce kendini, sonra yuvasını mahvetti; akademik eğitim görmüş bir ressam olmasına rağmen Tünel'de yarısı yanmış, pislik içinde bir binanın karanlık odalarında canını teslim etti. Ben sayenizde Kabataş Erkek Lisesi'ndeki eğitimimi okulun koridorlarında dolaşan askerlerin eşliğinde, arada sırada canı sıkılanların bizleri copla sıra dayağına çektiği bir ilim yuvasında tamamladım; siz işkencelerdekilerle vakit geçirirken bendeniz girdiğim tıp fakültesindeki kadavraların başından mide bulanarak kaçtım; kendimi hep bir işkenceci gibi gördüm orada. Sanki öldürdüğümüz yetmiyormuş gibi içini açarak hâlâ konuşturmaya çalıştığımız bir yurtseveri kesmek, daha da kesmek, mümkünse hücrelerine kadar inerek kesmek eğilimini bünyeme yediremedim. Son kadavram bir çiftçiydi. Onun, tahtaya çivilerle çakılmış o büyük ellerini, hayatı kavramaya, toprağı kucaklamaya hazır ellerini unutamadım; bir ölünün kutsal ellerini öpmek ne demektir, bilir misiniz?! Ne faşizme yenilen babamın ellerini ne sizin ellerinizi öperim; o büyük köylünün elleri sizlerinkinden daha sıcak, daha şefkatli, daha öpülesiydi. Ben o adamın elleri sayesinde hayattayım bugün.

Asmayıp da beslediğiniz biri...
Dedim ya, babam ressamdı, siz de resmi seversiniz; babam hayatı boyunca bir nü yapmadı, yapamadı Kenan Bey; masum bir içgüdüyle sanki çıplaklığı fakirliğe bağladı; fakir olan çıplaktı ve bunu resmetmek adeta alaydı onun gözünde; size nü konusunda ne ilham verdi kestiremiyorum ama, cinsel organlarına tazyikli su fışkırtılan kızların ya da hayalarına elektrik verilen devrimci delikanlıların çağrışım yapma olasılığı yüksek; kim bilir bizzat tetkik ettiğiniz bir seansta "bir gün bu vahşeti tuvallere estetik kaygı güderek nakşetmeliyim" diye düşünenler arasına da karışmış olabilirsiniz. Malum, her yer, her şey karışıktı o vakitler; akıllar da dahil buna. İnsanın tamama gücü yetmiyor işte; asmayıp da beslediğiniz kişilerden biri olarak bunu ifade etmeyi ortamın müsaitliğine bağlıyorum.

Vaktiniz varsa ve gözlerinizin sağlığı yerindeyse Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sını okumanızı önereceğim naçizane. O pek nutuk havasında değildir ancak, gizliden gizliye barındırdığı tiratlarla iç hesaplaşmanın hastalıklı yapısını teşhir eder; ah elbette fazla toplumsal sayılmaz belki, kim bilir fazlasıyla bireycidir de, ancak topluma bir noktadan başlamak da lazım. Birey, bunun için iyi seçilmiş bir giriş kapısı. Başka hayatlara saygı duymanın solculukla doğrudan ilgisi olmadığına kanaat getirebilirsiniz; başka hayatlara saygı duymak, bu aralar önemini fark ettiğinizi sandığım özgürlük denen, sizce kızıl bir hevesin tezahürüdür aslında. Yani sizin de anlayacağınız şekilde söylersem bir tarafta kızıl kuvvetleri temsilen Özgürlük vardır, bir tarafta karanlık kuvvetleri temsilen Derin Devlet Politikası. Bir nevi Warcraft; varsa torun torba, bu bilgisayar oyununun brifingini verebilirler size. Güzel oyundur: İnsan ırkıyla yaratıkların mücadelesi. Ama baştan seçmeniz lazım hangi tarafta olduğunuzu. İnanır mısın, bir kaptırıyorsunuz kendinizi; ne şiir kalıyor, ne özlem, ne mücadele, ne memleketi kurtarma arzusu, pata da küte de, kılıç al, kalkan al, geçiyor ömür. İkinci el savaş oyunları, her zaman ucuzdur, herkese tavsiye ederim.
Neyse, konu dağıldı, ee, kolay değil, şizofreniyi bir siper, bir sığınak kabul etmiş, hayatta kalmayı başarabilmiş bir neslin çocuğu olmak, bu acılarla barışık yaşabilmek; bazen benim de dengem kaybolabiliyor. Mazur görmeli.

Ortalara bir yerlere Dallas
Benim babamın bavulu olmadı hiç; çünkü her an yolculuğa çıkabilecek kadar tedirgin değildi; tam tersi, yerleşik bir adamdı o. Davasına, düşüncelerine, sevinçlerine, üzüntülerine körü körüne bağlıydı; evcildi kısaca. Eline tutuşturulmuş bir pusulayla yaşamadı. İnsanların işaret ettiği yerlere gitmedi. Doğduğu ülkede doğduğu kadar temiz öldü. Herkes onun kadar şanslı değil.
Duydum ki, babamın doğduğu ve temiz öldüğü bu ülkeyi şimdi de eyaletlere ayırma, ortalara bir yerlere Dallas yerleştirmeye niyetli taslaklar hazırlanıyormuş; bir oyun daha vardır; Gizli Hedef. Oyunculara başta görevler dağıtılır ve herkes bir dünya haritası üzerinde ordularıyla bu gizli görevlerini sonuçlandırmaya çalışır. O da zevklidir.
Madem oyun oynayacaktık Kenan Bey, madem her şey bu kadar pamuk helvası kıvamındaydı, madem oyunlar masumdu, o çiftçinin ellerine neden çiviler çakıldı, o zamanki yaşıtlarımın boyunlarına ilmik neden geçirildi; neden babalar ölüme, gençler işkenceye gönderildi, neden bir dönemin taze beyinleri coplar eşliğinde eğitildi; zarlar mı hileliydi, krupiyer mi ahlaksızdı, nü'ye malzeme model mi yoktu?!
Sizi bu yaşta daha fazla yormamak lazım; kusura bakmayın, başta da dedim, şu videoya sinirliyim aslında. Mektubuma son verirken, şu öpme / koklama bahsine gelmişken, eylemsiz kalmayı tercih ediyorum. Kısmi "fikir arkadaşı"nız sayılabilecek Yıldırım Gürses'in dediği gibi 'biliyorum, bu son mektup ayıracak bizi' lakin, çıkarayak, bu coğrafyada düşünce özgürlüğünün sizin de canınızı yakmasına ben ve kahvehanedeki arkadaşlarım pek güldük. Artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşlarımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz.
Shakira nasıl, biz hastasıyız.
Hürmetler.

Küçük İskender

Emek Sineması

emek, dünyadaki en kutsal değerlerden birisidir. emeğin içinde alın teri vardır. maddi manevi harcanan bişeyler vardır. kimi maaşından verir, kimi cep harçlığını ayırır. kimileri ise hiç uyumadan sabahlar bi parkta, bezin üstünde.

emeğe saygı, "teraziye tıklamak"tan çok önce vardı.

13 Eylül 2009 Pazar

#10







senin gibi cimbomluyu unutur mu bu taraftar..!

10 Eylül 2009 Perşembe

Twitter

Twitter'a da çadırı kurmuş bulunuyoruz.

Galatasaray'ın peşinden tribünden, pankart üretiminden, sağdan soldan canlı canlı yayın: http://twitter.com/pesindeyiz

8 Eylül 2009 Salı

Cânım Trakya..

yorumsuz..

7 Eylül 2009 Pazartesi

Ömrüm Parklarda Geçti

...
yaşasın Galatasaray,
yaşasın tribün emekçileri !

28 Ağustos 2009 Cuma

Siktigimin Kupasini Getirin Bize v.2.0



Grup F

Panathinaikos
Galatasaray
Dinamo Bükreş
Sturm Graz

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Bence Artik Herkes Gibisin


gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
oralarda kalbime sevda geçmiyor
ben yordum ruhumu biraz da sen yor
çünkü bence herkes gibisin

yolunu beklerken daha dün gece
kaçıyorum senden gizlice
kalbime baktım da işte iyice
anladım ki sen de herkes gibisin

büsbütün unuttum seni eminim
maziye karıştı şimdi yeminim
kalbimde yok bile sana kinim
bence şimdi sen de herkes gibisin


nazim hikmet ran

25 Ağustos 2009 Salı

0-236..


Bilinmeyen şehirlerin garip alan kodlarının telefonun ekranında belirmesi merak uyandırır insanın içinde.Hayatı bizler gibi 212 ve 216 kodlara sıkışan insanlar bir garip sarmalın içinde yuvarlanır dururuz çokça.Şimdilerde ise 0236 ile başlayan birbirinden farklı telefon numaraları heyecan içinde açılıyor. 5.5 aylık Manisa deplasmanına yolladığımız asker Ramço'muz tesliminden sonra ikinci telefonunu çaktı bu akşam.İç dünyası her ne kadar yıkık bir halde olsada sesi sanki yarın sabah kucaklaşıcaz gibi güzel geliyordu.Selam etti soranlara edenlere.Yemin töreninden sonra yeni birliğinide belirtti ;39. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Güzelyurt/KIBRIS.

Daha 13 gün geçti gideli ama çok özledik ulan çok..

Tarihte Bugün !



25 August 2000 - Monaco Stade Louis II
Galatasaray : 2 Real Madrid : 1

Harry Harry Kewell

Sen Futbolu burda birakmazsan ben ya gelir seni, ya kendimi, ya da evladimi keserim.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Maçın Ardından..

dün akşam, geride kalan maçlar içinde vasatı aşamadığımız ilk maçtı bana göre. özellikle ilk yarı tribün resmen uyudu. 45-60 arası kendi aramızda "ara gazı" olarak nitelendirdiğimiz bestelerle göbeği biraz hareketlendirmiş olsak bile, son yarım saat sağ ve sol taraf yine susup maçı izlemeyi tercih etti. zaten bu seneki görünüşe bakılırsa ya gol atınca bağıracaklar, ya da futbolcuya bağırıldığında. artık futbolcu ismi bağırılınca herkes katılıyor. elano ismini 4-5 farklı varyeta ile melodilendirdik. futbolcuya bağırılır tabiki ama sadece futbolcuya bağıran kesimin daha geçen sene "lincoln lincoln" diye götlerini yırttıklarını bu kadar çabuk unutmalarına şaşırıyoruz. son dakikalarda bestelerin beşiktaşa "kayması" ise normaldi. gerekli gereksiz onu bilmeyiz ama bununla alakalı olarak sette yaşanan diyalog harikaydı. senin için çağlayanda miting yaparız başkan: "küfür etmeyin ceza alırız" deyince, elinde efesi belinde döneri abimiz: "ben ödiycem cezayı siz bağırın" diye karşılık verdi :) bu arada perşembe günü turnikede yaşanan enteresan olayların aynısı ramazan münasebetiyle yine tekrarlandı. ne olduğunu kimse anlamadan turnikeden uzaklaşıyoruz. maç öncesi sokakta hell'in kurduğu tezgahta hafiften iftar moduna giriyoruz. saat 6 gibi sokakta toplanmaya basliyor ekip. perşembe günü tam kadroyduk, eksikler var bu sefer. liseli vardı ya ah o liseli'nin sınavı varmış. seer ise moskova'ya uçmuş. maçtan sonra ankaraspor maçıyla ilgili planlar yapılmak üzereyken, maçın pazartesi olduğunu öğreniyoruz. sonraki hafta ise milli maç varmış.
herkesin ramazanı mübarek, bizim ramazanımız manisa'da rahat olsun.
-
Galatasaray : 4
Kayserispor : 1

23 Ağustos 2009 Pazar

Bilemem, Aklın Kimde Kalır..




Hiçbir vücut ısısı değiştirmiyorsa mevsim normallerini..
Sevmek de yok artık ! Sevmek yok artık ! Hiç kimseyi !
Sen yaz saati uygulaması, ben kış saati. Ortak bi takvimimiz bile olmadı !
Seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri. Bu zamanlar yoksa bize düşman mı ?
Bilemem... Aklın kimde kalır ?
Bilemem... Hatrın kimde kalır ?
Bilemem... Kimler sensiz kalır ?
Bilemem... Hangi yol düz gider ? Hangi yol güze gider ?
Bilemem aşklar ne için biter !

21 Ağustos 2009 Cuma

Sarı Kırmızı

18 Ağustos 2009 Salı

Düğün Dernek Denizli



Geçen senenin içerdeki ilk maçı yine Denizli idi. Tek kombinesiz tribün de bilet fiyatlarına kurban gitmiş, yeni açık boş gözükmüştü. Bu sene de esasında fiyatların yüksek olması, buna mukabil önümüzdeki hafta 2 maç daha olmasına rağmen stad tepeleme doluydu. Elano 30 dakika oynasın da bir göreyim tribi midir bilinmez, öbür olasılığı düşünmek istedim tribüne çıktığımda.

Maç öncesi takımda oluşan genel havayla fındık fıstık havası verilse de, bize ters gelen bir takımdı aslında. İki senedir maçı koparana dek su kaynatmıştık keza. İlk yarısıyla benzer sinyaller verdi yine. İkinci yarının başında tribün iyice maça yüklendi, aşırı yüklenmeden motor soğumaya başlarken gol geldi. Takımı da, tribünü de rahatlattı. Yılların kanayan yarası duran toplardan hemen her maç gol bulmaya başladık. Böyle sıkışan maçlar için iyiye işaret diyoruz.

Kapalı, üstüne koyarak gitmeye devam ediyor. Bir el ayak alışması, ivmelenme olduğu kesin. Şimdiye kadar görülen skor rahatlığı olmadığında ne olacağı meçhul ama esintileri Denizli maçında verildi gibi sanki. Yediğimiz golden sonra kenarlara verilen mesaj gerekli mercilere ulaşmıştır umarım. Bu dürtükler olmaya devam edecek, etmek zorunda zaten. Maça bununla alakalı neredeyse bir düzine pankart hazırlayıp da sokamayan Parçalı'ya da geçmiş olsun diyelim bu konuya girmişken. Ayrıca neredeyse 4-5 yıldır düşük ritmde, kimilerine göre sıkıcı bulunan bir tonda söylenen basit saldır galatasaray nağmesi; üzerinde oynanıp efekt katılınca maç kazandıran tezahürat haline geldi.

maçtan önce düğün,
maça daha çok var,
t'nin altı bomboş,
aferin çocuklar..

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Biz de Böyle Seviyoruz

2001 de psv'yi 2-0 (sergenle arif atmıştı) yendiğimiz maçta sima olarak önceden tanıdığım bi abiyle tanıştım. maç boyunca sürekli bağırıyordu. zaten o akşam tribün çok iyiydi ama onun diğerlerinden farkı üstünde bildiğin damatlık vardı, yanında da takım elbiseli arkadaşları. maç sonu biraz yaklaştım yanlarına muhabbeti dinlemek için. "ulan öyle bişey olsa imzayı atar maça giderim ben" diye düşündüğüm şeyi mi yapmıştı acaba. arkadaşları maçtan sonra "en güzel düğün hediyesini aldın hadi bakalım" dediklerinde anladım. gittim yanına düğünden mi geliyorsun dedim. "biz de böyle seviyoruz napalım" dedi. arada sırada ufaklığı getiriyor şimdi maçlara. o da böyle sevsin diye..

bugün maçtan önce düğündeyiz takım halinde. eski UNI ürün sorumlusu tolga kardeşimiz, bu akşam daha büyük bir sorumluluğa imza atmaya hazırlanıyor. peşindeyiz ekibi olarak mutluluklar diliyoruz..

önce düğün, sonra maç !
-
Galatasaray - Denizlispor
15/08 Cumartesi 21:45
Ali Sami Yen

11 Ağustos 2009 Salı

Gidiyorsam Bir Sebebi Var

Çağın teknolojisi internet,bütün eski gelenekleri yerle bir ettiği gibi, askere gidiş seramonisinin de içine etti. Teslim yerimiz askerlik şubelerinden alınan sülüs (bu kelimenin gerçeğini bi türlü öğrenemedim) belgelerinde yazar benim bildiğim... ama gece 00.00 itibariyle binlerce yeşil giyme meraklısı türk genci, aynı internet adresine tıklayınca 1 saat gecikmeli öğrenebildik mikrofonları hangi şehire cevireceğimizi.. aslında "karmakarışık" etiketli yazıları yazmakta bir hayli başarılı oldugumu düşünsem de, çok fazla ajite etmemeye calışıcam olayı. Esenler'den sallanan ellere bakarken, daha doğrusu bakamazken farkettim ki, biz ipin ucunu kaçıracak derecede bağlanmışız artık... klavyeye titreyerek çok basmadı bu parmaklar. o yüzden kısa kesmekte fayda var;
-
saat 23.00 - AŞTİ / saat 08.00 - 1'İNCİ P. EĞT. TUG. K.LIĞI MANİSA

mikrofonlarımız manisa atatürk stadyumunda..
hakkınızı helal edin...

9 Ağustos 2009 Pazar

Asker Mektubu

Ramço be, askere giderken arkanda bıraktığın şeyi sana Chuck Palahniuk Abi anlatsın. Belki bir işe yarar:

"...koca bi jenerasyon benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor; beyaz yakalı köleler. Reklamlar bizi arabaların, kıyafetlerin peşine sürüklüyor, bir bokumuza yaramayacak şeyleri alabilmek için nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz. Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Ne amacımız ne yerimiz var. Büyük savaşımız olmadı. Büyük buhranımız da. Bizim savaşımız ruhani bir savaş. Büyük Buhranımız da hayatlarımızın ta kendisi. Televizyon karşısında bir gün milyoner, film tanrısı, rock yıldzı olacağız diye büyüdük. Ama olamayacağız. Buu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz. Ve bu yüzden kafamızın tası son derece atık..."

komutana benden selam.

... an enrtire generation punpimg gas, waiting tables; slaves with white collars. Advertising has us chasing cars and clothes, working jobs we hate so we can buy shit we don't need. We're the middle children of history, man. No purpose od place. We have no Great War. No Great Depression. Our great war is a spiritual war. Our Great Depression is our lives. We've all been raised on television to believe that one day we'd all be millionaires, and movie god, and rock stars. But we won't. And we're slowly learning that fact. And we are very, very pissed off.

7 Ağustos 2009 Cuma

Geceden Karanlık Esenler


Esenler Otogarı; saat 02:15,

bizim en nefret ettiğimiz yerlerdir otogarlar ve tren istasyonları. giden sevgiliye el sallarız hep peronlardan birinde. bu sefer kardeşimize el salladık gözümüze gözümüze gelen yaşlara inat. maçta vedalaşalım diye geldi ankaradan. maç bittikten sonra mecidiyeköyde in cin top oynarken oturup içtik sokağın ortasında uzun zamandır yapmadığımız muhabbeti yaptık. maçta her golde onun ismini bağırdık asker diye. giden her sevgili defalarca söylenirken eski açıkta ve kapalıda, bi garip olduk yine hep beraber. maçın sonlarına doğru kıvırcık saçlarına diye girilen bestede ise göz göze geldik hepimiz. bizim ekipten biri, teknik direktör transferinden hemen sonra yazdığı yazıdaki sözler birden beste olup çıktı karşımıza.. öncesinde kapalıya pencere açtık beraber. sokakta waterman'la karşılaştık kapalıya yürürken. bizim askeri görünce "nereye" diye sordu. bizimki "kapalıya" deyince, "siktirin gidin hehehe" dedi bize. halbuki o uyurken bizim esenler'de olacağımızdan habersizdi :)

gittiğin yerde biz hep oluruz kanka. senden önce gidenlere, "güzel bişeyse söyleyin bende gelicem" diyordun. şimdi sıra geldi sana. bu sefer biz sana diyoruz, "iyi bişeyse çağır bizde gelelim".

geceden mülteci kederin,
seni asla terketmez kardeşlerin.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

SarıKırmızı..


geçmişle demlendim bu gece;o ufaklık hani daha ufacık dedikleri yaşlarda hani bisürü rengin içinden işte benimkisi bu diyip ileride seni bisürü telaşlara itecek kararı verdiğin..kimisinin hobi diye tuttuğu kimisinin alıp üstüne elbise diye giydiği kimisininse onu en derinlerine sığdırıp hayat dediği renkler.kimi babadan anadan kimisi eşten dosttan etkilenmişti herkes gibi ama fark; kaçı onu bi etten kemiktenmiş gibi görüp gönül vermişti.sonraları ona sevgili denmişti odaların duvarlarını süslemişti fazla değil bu sadece iki renkti bazılarına göre ama sadıktı,gerçekti.sana ilk gelişlermizi anlatmak hiç bitmezdi sonraları keşke devamlı demek için can atar hale gelmişti.büyüdükçe herşey kadere göre şekillenmişti yakınlaşmalar gibi uzaklaşmalarda gerçekleşmişti.aramıza kimler girmişti ama sadece öyle zannedilmişti çünkü asıl olan çok daha barizdi.onlar hep gelip gitti en fazla hancı yolcu hesabı delip geçti onlarıda sarmak dostlarla bizim görevmizdi.şimdi bakıyorum bu yaştan o sarı kırmızı formalı ufaklığa o kadar kalabalıktan sevgisini bu kadar taze tutan sadece GALATASARAY idi..

2 Ağustos 2009 Pazar

Eski Kozlu..

yıldönümlerine inat yanındaydık bugün..

"hepiniz Metin gibi oynayın.."

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Türbülent Reloaded

Dakikaların yetersizliği hüznümüz oldu bu gece. Programın yeni versiyonunda türlü buglar göze çarpsa da; gönüllerin 3. ön elemeyi geçeni ama bir üst tura kim çıkar bilemeyenlerisiniz, siz ki 5 yahut 7 yiyip de 6 yemeyenlerdensiniz. Sözünüzün erisiniz.

Sivas'ta la ilahe illallah, Belçika'da Allah ne verdiyse.

28 Temmuz 2009 Salı

Laf Ola Mor Gele

Geçen seneki turuncu ısınma turuymuş meğer, kim bilir pembeye kadar yolu varmış. Savunmak için yeterli argümanları doldurmuşlardı aslında. Sarı ile kırmızı karışımı ortaya çıkan renkti, tribünde de güzel gözükünce beğenildi. Bugünkü Hacettepe forma lansmanı yeni bir renkle tanıştırdı. Açık milka denince gözde daha iyi canlanıyor, Arda giymiş bir de, adam durduk yere transfer olmuş gibiydi. Hal ve hareketleriyle gayet ortalama bir yabancı, ne bileyim içimizden biri algısı oluşmasa da çokça sevdiğim Baros'un takımda 11 kaleci olacak bu sene ayarı herhalde gerekli mercilerin kulağını tırmalamıştır. Keza Rijkaard da hafif sırıtarak mesajı ulaştırdı.

Halk arasında pijama olarak da bilinen açık mavi formadan sonra bunu alanın da giyenin de dedirten, bir ara Orduspor'a deli dolu kiralık topçu veriyorduk onu mu yad ettiniz diye düşündüren, yıllar sonra saçmalık olarak hatırlanacak ( yazar burada bir daha çıkmayacağını öngördü ) dandik birşey işte.

Emeği geçen kıvrak zekaları fanuslarda taşırız..

Bizi Üzenleri Sevmeyelim Baba..

gizlediğim aşkımsın sen,
sakladığım sevdamsın sen,
gönlümdeki büyük sırsın sen..

26 Temmuz 2009 Pazar

İşte Kapalı'nın Yeni Bestesi

Galatasaray tribünlerinin yeni bestesidir.

sabaha karşı 4'te yapılmıştır.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Borat

24 Temmuz 2009 Cuma

Tobol Maçının Ardından


Kazakistan'da kendini yerden yere atan bu top tepme düşmanı kardeşlerimizi pek sevmemiştik, burada elektrik var gelin görün bahanesiyle yenik düşülen özlemi bitirmeye niyetlenmiştik.
Hem yeni heyecanlar vardı. Gişelere kadar sıfır kondüsyonla dağ tepe tırmanmayacaktık.

Elindeki karta bir de gözleri kısık uzaktan bakarlar ki kimisi gözlüğü bile takar bu kutsal eylem adına; kombinesinin numarasını arayanlar sayısı artacak mı'dan tut çök çök muhabbetlerine kadar işi götüreceğini umanlar var mı diye bakınıyorum sağa sola. Vaziyet sanıldığından iyi. Göbekte hemen çatının altında bitiveriyoruz. Sıcak ki direk boğucu, mecbur soyunacaksın. Keyfe keder üçlüler, takımın da rölanti hali gibi olumsuzluklar bir kenara kulağında burası kapalı tıngırtısıyla bir avuç insan debelendi durdu. İkinci yarı daha derli topluydu. Hepsinden öte güzel olan yeterli potansiyelin mevcudiyetinin her türlü görülmesi. Gelecek maçlarda daha sıkış tıkış, koltuğum ayağım kolum bik bik ötmeden güzel olacaktır.

Kimseyi koyamam yerine medyamız da sabah yine televizyondan görülen boşlukları değerlendirmiş olacak ki stadın boş kaldığından bahsetmiş. Daha bismillah ilk üçe zor girer aksiyonları başlamış hazırlık maçı kıvamındaki bir geceyle. Şimdi yazalım da bunları, ileride bakarız.

Gerçi Serdar da sahadan sakatlanıp çıkınca sezonu resmi olarak açmış olduk sanki. Yeni transfer Linderoth girdi aynı olayın müptelası olarak, selam etti gitti bir daha döner mi bilinmez.

Yine T'nin altında buluşmak üzere..

23 Temmuz 2009 Perşembe

Bu Son Fasıldır Ey Kapalı !



Gerçekten son mu bilmiyoruz. İç sahada yıllar yılı nadasa serilmiş bedenlerin sağ çaprazdaki tribünde borcunu ödeme gerekliliği hissi, bundan ötesi olmayacak gazı vardı. Mesafeler ve yaşamların deplasmana iteklediği hayatlar ama az ama çok olabildiğince orada olacak artık.

Bastığımız yahut çokça abandığımız koltuğa gün yüzü göstermemeye, durduğumuz yere huzur vermemeye geliyoruz.

Bu sezon kapalıdayız!

17 Temmuz 2009 Cuma

Kabataş'ta Bir Gece Vakti

yeni ofisten bahsetmedim şimdiye kadar. aslında tam olarak işler rayına oturmadan yazmayı düşünmüyordum yeni mekan hakkında. nisan başında ayrıldığım işyerinden sonra tatil yaparken, gelen iş tekliflerini de değerlendirmeye almıştım. en cazip olanı evle aynı sokakta olan şirketti. 1 ay önce gidip görüştük, boş mukaveleyi imzaladık. yaz okulu bitene kadar haftanın üç günü mesaimiz var.

okuldan bahsetmişken, güneşi gördüm bende en sonunda. mideme sancılar girmedi henüz ama mezuniyet ihtimalini hesaplayabileceğim döneme gelmiş olabilmek bile kendi açımdan büyük başarı. mezuniyetten de bahsetmişken, iki arkadaşımız mezun oldu ama hala bi mezuniyet yazısı yazamadılar. parantez içerisinde amınıza koyayım diyorum inceden.

bu akşam sezonu açtık kazakistanda. asude üst katta izledik tribünden dostlarla. maçtan sonra yeni meskenimiz olan kabataş sahile indik alengirli cihangir yollarından. güzel muhabbet oldu yine. bir yayla planı daha yapıldı. sonra balık tutamamak için bir unkapanı organizasyonu planlandı. o da olmazsa yenikapıda mangal var haftasonu. bu arada ufaktan antep deplasmanına değinildi. öncesinde tobol maçı için pankart fikirleri ortaya atıldı. ve sonunda giden sevgiliye de kontra yapıldı. kabataşta bir gece vakti, kimbilir daha neler neler yaşandı.

yeni sezon, hiçbir beklentisi olmadan Galatasaray'ın peşinden koşan herkese hayırlı olsun..

16 Temmuz 2009 Perşembe

Yeni Beste

FC Tobol - Galatasaray S.K.
16/07 Perşembe - 19:30
Central Stadium

12 Temmuz 2009 Pazar

Voda'ma..


hayatın en hüzünlü anı,

mevsimine kapıldığın kişinin

bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını

anladığın andır...

bırak, gitsin...

bırak, git...

Atkı

7183 Peşindeyiz Atkı
22,5 TL (KDV Dahil)
14,61 $ - 10,47 €

* Galatasaray Spor Kulübü Lisanslı Ürünüdür.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

10!


- Ayhan Akman’a teşekkür ederim. İnanılmaz bir ağabeylik yaptı ve 22 yaşında birine kaptanlığı verdi. Herhalde kendi oğluna verilse bu kadar mutlu olurdu.
- Ayhan Akman, Emre Aşık ve Sabri’ye büyük saygım var. Bu kaptanlığı yaparken desteği onlardan alacağım. Karar alırken onlarla birlikte alacağım.
- 10 yaşındayken Kewell’a karşı oynayan takımı bir kasanın üzerinde izledim. Hiyerarşik düzen istedim. Kimilerinin arkadaşı, kimilerinin abisi olacağım. Bilinmesini isterim ki, takımda Emre Aşık’ın lafının üzerine laf söylenmeyecektir.
- Camiamız ve yönetimimiz, bana efsane olmanın yolunu açtı. Bunu sonuna kadar götürmek, efsane oyuncular arasına girmek istiyorum. Buna layık olmaya çalışacağım.

7 Temmuz 2009 Salı

Yalnız Sanadır Bu Hasretim

Haziran Temmuz Ayları Seçer Gönül Algıyı..

En Güzel Yaz Meyvesi

Her iki sezon arası, uyuşuk günlerin birinde telefonuma bir mesaj gelir. Sıra sıra takım isimleri. kiminin yanında (D) yazar.

Ha unuttum derken yeşil fonda sarı kırmızılıları aklıma getirip serinlik ve enerji verdi yine. Bundan güzel yaz meyvesi yok, hele iç anadolunun karasal iklimindeyken. Yine isimlere bakıp tepeceğimiz/tepemeyeceğimiz kilometrelerin hesabını yapmaya başladık. Bu arada, Kazakistan burdan kaç kilometre yahu? :S

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Morgan De Sanctis


Ümit Karan


2 Temmuz 2009 Perşembe

Sivas Katliamı...


bir yobaz yangininda

sivas'i dokuldu

turkiye'nin,

hic onarilamayacak.

o zamandan beri

dunyanin otuzyedi yildizli

tek otelidirmadimak.

Vedat Özdemiroğlu

26 Haziran 2009 Cuma

Büyük Ayrılık Otogarı..




Sona gelinen şehrin elle tutulur en güzel yanıydın aslında.Gülüşünde hayatın anlamını,dilinden dökülen her kelimede farklılığı bulmuştum.Sabahları güne erken uyanmak için en güzel neden,fakültenin yolunu tutarken adımların sıklaşmasını sağlayan garip mutluluk,karşı karşıya gelinen her anda lise zamanlarının heyecanını yaşatan sendin.Hayatın çokça anlamıydın bana göre..

Bir çeyreği devirmek üzere olduğum hayatımın hiç bir döneminde şu koca bünye bu heyecanı hiç duymamış,yaşamamıştı.Her şey bitti dediğim anda benim için olmasa bile şehre geri dönüşün,gittiğin gün hoşçakal bile demeyişinin psikolojisini silip atmıştı bir anda.Yine beraber vakit geçirebilmek için doğan zaman,oturup dakikalarca gülüşünü izlemek için hayal kırıklığının şehrinde fırsattı adeta bu..

Gittiğin günden sonra hiç alıştıramamıştım aslında kendimi yokluğuna.Söylemiştim de zaten bir şekilde hayatım içinde ol gitme diye.Ben hiç bir zaman gitmeni kabullenemeyecektim.Umudun peşinden sürüklenip elde olandan fazlasını verip,kısacası salt mutluluğu bir kenara koyup senin mutluluğun üzerinden mutlu olma gayesindeydim..

Etrafımdaki onca insan sordu da bana bunu.Ya birader hastamısın yahu?Ne gerek var?Giden gider kendi kaybeder.Yapılan çoğu genellemede olduğu gibi bu ve bunların alayıda içi boş ve anlamsızdı tabiki de.Evet giden gider ha kendisi kaybeder yada etmez ama senin çok şeyler kaybettiğin yada şarkı sözünde söylediği gibi her giden bir parça alıyor benden gerekli açıklamayı karşılayacak kadar içi dolu bir sözdü aslında..

Geriye dönüp baktığımda beraber geçirilen şu üç günlük sürede ne kadar keyif aldığımı,ne kadar hayata bağlandığımı anladım.Sanki bu rüya hiç bitmeyecek,beyaz melek ellerinle kestirdiğin otobüs biletinin saati geldiğinde gitmeyecek gibiydi.Gitti..

Hayatımda otogarları,tren garlarını hiç sevmedim,sevemedim,nefret ettim.Aslında sadece bunlar değildi nefret ettiklerim.İçinde ayrılığa kucak açan her alan nefretimin karşılığı oldu.Otogara doğru yol alırken fonda sezen haykırıyordu kolay olmayacak elbet üzülüceğiz diye.Dikiz aynasından gözlerine bakmaya korktum.Unut benide her yalan gibi unut diye manidar şekilde ilerlerken şarkı sanki unutucağım korkusunu verdi o an.Evet unutmaktan,vazgeçmekten korktum.Şu şehirde verdiğim mücadelenin,akıttığım gözyaşlarının,elimde rakı kadehiyle sabah güneşini kucakladığım günlerin anlamsızlaşmasından korktum.Korkularla yüzleşmek lazım derler ya hiç gerek yok.Yüzleşmekten kasıt canını yakıcak olan bir korkuysa,zaten dibe vurmuş bünyene daha da azap çektirmenin anlamı yoktur..

Hayatımda çok el salladım gidenlerin arkasından.Nefretle bahsettiğim otogarlardan da bir dünya insanı uğurladım.Üzüldüm de yolcu ederken.Ama hiç biri bu kadar canımı yakmadı.Sanki daha önce yaptığın gibi sessizce,bir hoşçakal bile demeden gidişin daha acısızdı.Bu sefer hareket vakti anos edildikten sonra sadece içten bir gitme diyebildim.Gitme..Daha fazlasını konuşamadım.Susupta baktığın anlarda gözyaşı görmek istedin belki de ama ben zaten için için ağlıyordum.Hoşçakal diyip,karanlık bir otobüsün camından el salladığında hayat o an,orada durdu zaten benim için.Kısa bir süre içinde de gözden kayboluşunu izledim çaresizce.Kendime geldiğimi farkettiğim anda hoşçakal dediğin yerden kilometrelerce uzakta,bomboş bir arazinin ortasındaydım..Ben daha önce hiç olmadığı kadar çok sevdim ve çok ağladım be abi..Ne yazsam ne söylesem içimdeki acıyı söndürmüyor.Hazmedemiyorum gidişini ulan hazmedemiyorum..

Ne olur geri dön..

25 Haziran 2009 Perşembe

Canım feda olsun sanaaaaa..


Sedat İncesu, Selim Demirdağ, Fikri Gündoğdu, Şuayip Kablan, Ferit Gümüş, Serdar Antaç, Selim Sayak, İsmail Ar, Seyran Kurt, Tucek, Haidari, Eveson, Scott ve Akın. Teşekkürler Aslanlar. yine namağlup şampiyon olan takımımızın şampiyonluk maçında -daha önceki namağlup şampiyonluklarda da olduğu gibi- Ataköy tribünlerini dolduramayan sevgili seyircilerimize de teşekkürler. her kupa alınışında foto-finişe girmeyi başaran sarışın abla, sana da teşekkürler. biraz kilo vermişsin aman dikkat et kendine. (bu resimde kendisi kupanın tam arkasına denk gelmiş..)

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, son maçında Beşiktaş'ı 80-66 yenerek Tekerlekli Sandalye Basketbol Deplasmanlı Süper Lig'inde 3. kez ardarda namağlup şampiyonluğunu ilan etti.

Deplasmanlı Süper Lig'de oynadığı 18 karşılaşmanın tamamını kazanan ve namağlup şampiyon olan Galatasaray, Avrupa Şampiyonlar Ligi nedeniyle ertelenen Beşiktaş karşılaşmasını 80-66 kazanarak 3. Şampiyonluğunu, tribünlerdeki taraftarlarla paylaştı.

24 Haziran 2009 Çarşamba

Yayla Hikayesi

Cumartesi öğle saatlerinde aksaray'da toplanmaya başlayan ekip, başkan abis'in şoförlüğü ve önderliğinde yola çıkmaya hazırlanıyordu. arka koltukları sökülen ford connect ise artık bu zorlu yolculuğa hazırdı. yerleşim ayarı yapıldı, keyifli ve bol rakılı yolculuk başladı. Keşan'dan sonra muhabbete dalan ekip, Yayla'yı 10 km. geçtiğini anlayınca geri yapmak zorunda kaldı :) Yayla girişindeki bozuk satıhlı yola sol arka lastik dayanamadı. stepnenin inik olduğu ise o esnada farkedildi. tam moraller bozulmak üzereyken, aynı istikamette seyir halinde olan beyaz haş yüz marka minibüs içinden inen faruk kod adlı amcamız, yanına iki aslanımızı alarak lastikçiye gidip inik lastiğe hava bastırıp geldi. Yayla girişinde amca faruk ile hatıra resmi şekli yaptıktan sonra kendisini markete kadar takip ettik ve yollarımızı ayırdık.

markette alış-veriş olayına girişildi ve ekibin bir bölümü çadırların kurulacağı bölgeye doğru yola çıktı. ekibin geri kalan kısmı da geldikten sonra çadırlar kuruldu, kamp ateşi ve mangal yakıldı. mangal konusunda ustalığını kanıtlayan uğur y.'nin hazırlamış olduğu etler ve köfteler güzel güzel mideye indirildi. rakılar içildi, şarkılar söylendi şöminemsi ateşin başında. ekibin bir kısmı uyurken diğer kısmı ise kırımlı veya kongolu olup olmadığı çözülemeyen garip böceklere karşı adeta nöbet tuttu :)

sabahın ilk ışıklarıyla birlikte mangalda sucuk olayı ve kahvaltı faslı tamamlanınca artık denize girme vakti gelmişti. envai çeşit su topu oyunları oynandıktan sonra alkol takviyesi yapmak için tekrar karaya çıkıldı. bu takviyenin ardından ekip tekrar takım halinde suya daldı. çok güzel vakit geçirdik çok. unutulmayacak iki gün yaşadık Yayla'da. ilerleyen tarihlerde tekrarı yapılır umuyoruz. unutmadan, giderken yapılan bestenin tribünde söylenmemesini diliyorum :) (dapdiri dapdiririri, anladınız siz onu, videoya koydum düriyenin kalaylı güğümlerini :))


iki günlük bile olsa, bunalan bünyelere iyi geldi kamp. hem elimde rakıyla otobanın kesik kesik şeritlerine dalmayı, hem de sevdiğim bi besteyi söylerken yol kenarındaki arazilere bakıp hayaller kurmayı özlemiştim. hell'i anlatmaya gerek yok zaten.

teşekkür ;

abis, serhan, volkan s., uğur e., uğur y., eyüp, şafak, ümit.


@ peşindeyiz

22 Haziran 2009 Pazartesi

Çarşamba Ataköy'de.


Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Deplasmanlı Süper Lig'de şampiyonluğunu ilan edeceği son karşılaşmasına 24 Haziran 2009 Çarşamba günü çıkacak. Galatasaray'ın şampiyonluk maçındaki rakibi ise Beşiktaş.
-
Deplasmanlı Süper Lig'de oynadığı 17 karşılaşmanın tamamını kazanan ve namağlup lider durumda bulunan Galatasaray, Avrupa Şampiyonlar Ligi nedeniyle ertelenen Beşiktaş karşılaşmasına 24 Haziran'da çıkıyor. En yakın rakibi Beşiktaş'a 4 puanlık fark atarak şampiyonluğu garantileyen Galatasaray, rakibini son karşılaşmada da yenerse namağlup şampiyon olacak.
-
Galatasaray - Beşiktaş
24.06.2009 / 19:00
Ataköy Ahmet Cömert

19 Haziran 2009 Cuma

Erikli - Yayla

20-21 Haziran, Erikli Hell Kampındayız..

15 Haziran 2009 Pazartesi

Haziran'da Ölmek Zor..


Hayallerinin gercekleşebilirlik derecesini sorgulamaya başlayıp,acı gerceklerle karşılaştığın anda iki seçenekle burun buruna gelirsin.Ya elde bir şırıngayla olabildiğince derin ve serin bir bank seçmek kendine,ya da bulunduğun mahalleden,şehirden ve hatta mümkünse gezegenden siktir olup gitmek...
Tercihimiz hangi yönde olur bilinmez ama bir tercih yapmak zorunda olduğumuz aşikar durumda iken,
elinizde kınayla seyredin olası tercihi..

Unutmadık "SALO"

16 Haziran 2006 'da aramızdan ayrılan Salih kardeşimizi unutmadık, unutturmayacağız..
toprağı bol, mekanı cennet olsun..

Salihim, sen üzülme boş yere
kardeşlerin her zaman senle,
olmuyor, sensiz hiç çekilmiyor
eski açık seni bekliyor..

14 Haziran 2009 Pazar

Kral Cumartesi !

darkness & üstâd & peyote..
-
harika bir cumartesiyi daha geride bırakan bünyeler, üç mekan gezip on numara güzel içtiler..
yine de hayat, her türlü ibnelikleriyle birlikte devam etme eyleminde..

13 Haziran 2009 Cumartesi

Biz.den Haberler..

* kenya muhabirimiz ultrAs!, kepini attı ve herşey bitti. son üç kenya deplasesinde yaşananlar unutulmaz. dönüş yolculuğu için hazırlıklar sürerken, ultrAs! tüm detayları bildirmekle mükellef.

* kütahya'da geçtiğimiz cuma günü sabah erken saatlerde yaşanan sıcak çatışmada "azamiyetin azamiyetinde" olan acar muhabirimiz patriot, ortalama için son taktik faullerini kullanarak diplomayı kaçırıp gelebilir. bitsin artık bu hasret, patriot biraz gayret.

* ankara sokaklarında ise ramço ve sokak tayfası ağustos için gün sayıyor. gelişmeleri daha sonra kendisinden söke söke alırız.

* çorlu semalarında da ilginç gelişmeler kaydedildi dün gece. muhabirimiz seer'a ulaşmak neredeyse imkansız. mucan'ın bu akşam beyoglunda sahne alacağını bildirmişti, geliyorsa haber vermeli. öte yandan, ѓeo hep böyle yazacaksa "sessiz geceler" rakıyla devam etmeli. eline sağlık kardeşim.

* maltepedeki kaybedenler kumsalında ise kimliği tespit edilemeyen bir ceset bulundu. bir elinde şarap şişesi, diğer elinde ise karnesi bulunan bu liseli genci intihara iten sebepler araştırıladursun, tiburon'dan her an bir karne hikayesi gelebilir.

* oldcity'de domain skandalının yankıları sürüyor. ucuza kapatmak için katalan uzantılı domain peşine düştüğü haberlerini yalanlayan aliyavuz, bu işin peşini bırakmayacağını açıkladı.

* edirne'de 7.sezon finalinden başarıyla dönen voda'ya sakarya yolları gözüktü.

12 Haziran 2009 Cuma

Sessiz Gece..


Güneş hafiften batmaya nazır,az peynir,biraz meze,hafif müzik, bol rakı vardı ama tek olan bişi vardı oda bendim sanırım.Suskunlukla yudumlanan kadehler kafada dönen milyonca düşünce vardı.Mantıkla duygunun savaştığı geçmişle yüzleşmek isteyen bir beden vardı.Hatalarıyla doğrularıyla ben buyum diyen birinin sessiz çığlıkları vardı.Masada ve ortada uçuşan daha birçok şey vardı.Yalnızlık içine işlemişken zor ama yanında sadece candan bir dost isteyen hafiften çakır,her düşündüğü boğazına düğümlenen bir beden vardı.Yeni fırsatları yitirmiş gelecekten beklentisi olmayan rutin alışkanlıkları olmaya başlayan birinin son çırpınışlarıydı bu.Düşüncelerini bağırırken kaç defa düşünen ama bir o kadar da ben bu değilim diyen birinin duygusal refleksiydi bu belkide nereden bilinir.Neler yitirildi,neler mahvedildi hepsi gözden geçirildikten sonra sıra yargı safhasına geldi.Sonuçta ne olursa olsun haklı yada haksız kendini idam sephasına çıkaran bir adam vardı.Bu acıydı ama gerçekti çünkü herşeyi kendinden bilen bütün sorumluluğu üstlenen eleştirmeden,hayıflanmadan,suskunluğa boyun eğen bütün günahlarını kabul eden öylesine gereksiz bir kadercilik vardı bu gece üstümde.Bazen hayırlısı demeye kafa tutan bazende akışına bırakan gereksiz karasızlıklar arasında masayı terk ederken, bir tek iyi akşamlar diyişleri hatırlarken bir de evde devam edebiliryim acaba diyen bir merak vardı..

www.pesindeyiz.biz

5 Haziran 2007 günü tezgah konulmuş bu adın önüne. Şimdilerde alan adının kullanım vakti mi desek o işte bitmiş halihazırda, panik yapmayın geri dönecek. Kendi değil ama yazarı çizeri yine diyar diyar gezecek. Site girişleri yine efkar dumanına boğulacak. Adı bazen geliyoruz, bazen aldırma olacak.

Bu arada konuya yatkınlığım ( domain falan diyorlar, ilgili değil bilgili arkadaşlar ilgileniyorlar ) deniz seviyesinin altında ama alan adını boş gördüm ulan bir kapayım diyen çıkarsa; Kilis'e falan taşınması tavsiye edilir tarafımca. Demedi olmasın sonra.