29 Nisan 2008 Salı

Sivas'ın yollarına...

az gidilmiş yollara çıkalım, Sivas beklesin bizleri kolları açık... öyle bir ruh hali içindeyiz ki... gitmek düşünce insanın yüreğine hep en uzun yolları seçmeli... gitmenin adı yollara düşmek ise en anlamlı tarafıyla bu ruh yolculuğunda bedeni de arkadaşlık etmesi için yoldaşlığına vurmak iyi bir fikir... beden ruha, ruh bedene arkadaşlık eder, bazen ağlarlar bazen gülerler... gecer gider asfaltın soğuk yüzü...

çocukluğumuzdaki gibi sarmalayalım yolları içimizde... yol boyunca elektrik direklerini sayalım mesela, arada bir yaslayalım başımızı titreyen cama, beynimizi bulandıralım gözleri kapatıp... ağaçlar hep çocukları bekler aslında "anne bak ağaçlar da bizimle geliyor" diye seslenişlerini duymak için... gelmek isteyip de yerinden kıpırdayamayan ağaçların anlık mutlu yanılgılarıdır o sesler... bir anlık bile olsa kandırırlar kendilerini gercekten gidiyorlarmış gibi... ama duran agaçlardır, giden çocuk... ay dede hep bizi izler zannederdik, hatta kızardık bazen "neden takip ediyor" diye... ahhh, yıldızların masallarını anlatacak, göğsüne yaslanıp dinleyeceğim biri olsa yanımda... kendi kendime anlatsam deli derler mi acaba?

(special thanx to CAGS)


hiç tanımadığımız yerlerde molalar vereceğiz... daha önce hiç çekilmemiş yerlerin havası dolacak içimize... önce şöyle bir gireceğim içeri kapıdan, etrafıma bakınacağım, en yakın masaya oruracağım cam kenarındaki...
garson gelip soracak "ne alırdınız?"

"bir sıcak çay" diyeceğim, "açık olsun... içim zaten kararmış demlene demlene..."

bir cigara yakılsın, uzun zamandır hasret kalınan nefes gibi gelecek o ilk çekiş, yavaş yavaş salınsın dışarı, serbes bırakılsın yavaş yavaş... elimiz çenemizde takılı kalacak belki tanıştığım ız yeni görüntülere bakakalırken... ve biliyorum bir köpecik de olacak oralarda biryerlerde uzanmış miskin miskin yatan... her yol hikayesinde olmazsa olmazdır ya.(bkz.doberman)

sonrasında yine yollar, gözün alabildiğince uzanan topraklar... gun doğumunu Starex'te karşılamanın keyfi ayrıdır herzaman. cama yaslanır ve yavaş yavaş yükselişini seyredersiniz günün... yollar gecip, ağaçlar sürratle birleşirken birbirine, usulca ağarışını izlersiniz yeni günün...

evet iyi gelir böyle yollara düşmek arasıra... hele ki yürek çoktan düşmüşse, ardınsıra gitmek, destek olmak gibidir. o sözler takılacak dilime, biliyorum...

Sen varsın ya,her şey senden önce ve senden sonra!

Khalekedon çocuklarıyla oynayacağımız maçın sonucundan bağımsız yazmak istedim,Sivas yolu gene en gidilmeyecek olsa bile gitme fikrimizin daimi olduğunu hatırlatmak için...aklımız takılı kalmış bozuk satıhlarda....




ayağım gaz pedalında,
ardımda fırtına.
bilinmez ufuklarda,
yollardayım.
bu bir belirsiz gidiş,
hem çıkış var hem iniş,
işte şimdi burdayım,
yanındayım.

sen varsın ya,
herşey senden önce
ve senden sonra.

yine düştük yollara, yollara, yollara,
yine aştık dağları, dağları, dağları.

bu gönül güzel sevdi,
eridim sevdalarda,
korkular vız geldi,
tırıs gitti
orada bir yer var ki
o yer bizim yerimizdir,
iz bıraksak geçerken,
bize yeter.

sen varsın ya,
herşey senden önce
ve senden sonra.

Sivas'ın yollarına...

az gidilmiş yollara çıkalım, Sivas beklesin bizleri kolları açık... öyle bir ruh hali içindeyiz ki... gitmek düşünce insanın yüreğine hep en uzun yolları seçmeli... gitmenin adı yollara düşmek ise en anlamlı tarafıyla bu ruh yolculuğunda bedeni de arkadaşlık etmesi için yoldaşlığına vurmak iyi bir fikir... beden ruha, ruh bedene arkadaşlık eder, bazen ağlarlar bazen gülerler... gecer gider asfaltın soğuk yüzü...

çocukluğumuzdaki gibi sarmalayalım yolları içimizde... yol boyunca elektrik direklerini sayalım mesela, arada bir yaslayalım başımızı titreyen cama, beynimizi bulandıralım gözleri kapatıp... ağaçlar hep çocukları bekler aslında "anne bak ağaçlar da bizimle geliyor" diye seslenişlerini duymak için... gelmek isteyip de yerinden kıpırdayamayan ağaçların anlık mutlu yanılgılarıdır o sesler... bir anlık bile olsa kandırırlar kendilerini gercekten gidiyorlarmış gibi... ama duran agaçlardır, giden çocuk... ay dede hep bizi izler zannederdik, hatta kızardık bazen "neden takip ediyor" diye... ahhh, yıldızların masallarını anlatacak, göğsüne yaslanıp dinleyeceğim biri olsa yanımda... kendi kendime anlatsam deli derler mi acaba?

(special thanx to CAGS)


hiç tanımadığımız yerlerde molalar vereceğiz... daha önce hiç çekilmemiş yerlerin havası dolacak içimize... önce şöyle bir gireceğim içeri kapıdan, etrafıma bakınacağım, en yakın masaya oruracağım cam kenarındaki...
garson gelip soracak "ne alırdınız?"

"bir sıcak çay" diyeceğim, "açık olsun... içim zaten kararmış demlene demlene..."

bir cigara yakılsın, uzun zamandır hasret kalınan nefes gibi gelecek o ilk çekiş, yavaş yavaş salınsın dışarı, serbes bırakılsın yavaş yavaş... elimiz çenemizde takılı kalacak belki tanıştığım ız yeni görüntülere bakakalırken... ve biliyorum bir köpecik de olacak oralarda biryerlerde uzanmış miskin miskin yatan... her yol hikayesinde olmazsa olmazdır ya.(bkz.doberman)

sonrasında yine yollar, gözün alabildiğince uzanan topraklar... gun doğumunu Starex'te karşılamanın keyfi ayrıdır herzaman. cama yaslanır ve yavaş yavaş yükselişini seyredersiniz günün... yollar gecip, ağaçlar sürratle birleşirken birbirine, usulca ağarışını izlersiniz yeni günün...

evet iyi gelir böyle yollara düşmek arasıra... hele ki yürek çoktan düşmüşse, ardınsıra gitmek, destek olmak gibidir. o sözler takılacak dilime, biliyorum...

Sen varsın ya,her şey senden önce ve senden sonra!

Khalekedon çocuklarıyla oynayacağımız maçın sonucundan bağımsız yazmak istedim,Sivas yolu gene en gidilmeyecek olsa bile gitme fikrimizin daimi olduğunu hatırlatmak için...aklımız takılı kalmış bozuk satıhlarda....




ayağım gaz pedalında,
ardımda fırtına.
bilinmez ufuklarda,
yollardayım.
bu bir belirsiz gidiş,
hem çıkış var hem iniş,
işte şimdi burdayım,
yanındayım.

sen varsın ya,
herşey senden önce
ve senden sonra.

yine düştük yollara, yollara, yollara,
yine aştık dağları, dağları, dağları.

bu gönül güzel sevdi,
eridim sevdalarda,
korkular vız geldi,
tırıs gitti
orada bir yer var ki
o yer bizim yerimizdir,
iz bıraksak geçerken,
bize yeter.

sen varsın ya,
herşey senden önce
ve senden sonra.

26 Nisan 2008 Cumartesi

ulan Gassaray!


başka hiç bir şey yapmayabilirsin, duruşun bakışın yeter. cenneti görmüşüz seninle, kalamış'a çıkarmasan da olur akşam gezintisine. ama biliyoruz ki deliyiz ikimiz de. duramayacağız. devamsızlık limiti dolmuş halleriyle tarihçi ders anlatırken piç piç bakışıp, kıkırdayarak birbirini kışkırtan, arkada ceketini almadan okulu asan delikanlılar kadar bağlıyız kaideye. sen beni bilirsin ben de seni galatasaray. ulan galatasaray. kırmızını gördüğümde kalbim küt küt atıyor, çıldırıyorum, sağduyumu, sağımı, duyumu yitiriyorum.

sözüm söz, daha bir şey beklemem senden. rüya mı gerçek mi anlayamadığım yılların hatırası yeter. ama en janti aleme de yakıştırırım ha seni, yakışıklısın olm. az bişey kendine baksan. stadın köhnemiş, kaptanın eskimiş, başkanın şöyleymiş falan filan. biz bu boku içmeye kristal kadehte başlamadık. köpek öldürenle sarhoş olurduk ne ki, petrus'la havyar bilmeyiz, bilmemekten kelli de aramayız; hepsinin ötesi sarhoş etmeyen petrus'un da mahzenine koyayım. adamın en has zamanında sağından atıp solundan geçtiğini değil de hagi'nin, sonrasında elini böyle böyle salladığını anlatıp gülüşüyoruz. başkası anlamıyor neye güldüğümüzü ama iyiyiz biz, kafamız güzel. millet biz ne içtiysek ondan istiyor. istesinler, onlar bulasıya bizim modumuz değişir. ki bulamazlar; dedik ya, petrus'u parası olan herkese veriyorlar da her züğürt efes güneşi'yle kafayı açmayı bilmiyor. ulan galatasaray, alemsin. bir alemsin.

dedim ya, ayıbımız minnetimiz yok karşılıklı. olmasın da, sitem edecek kadar çocuk değiliz daha. ne yapsan eyvallah, biliyorsun. ama biliyorum ki yine kıpır kıpırsın. seni de uyku tutmadı değil mi? biliyorum ki tugay da yatamamış adası dar geliyor, cevat'la zoran da mahalle düğünündeki klarnet sesine, içtiği son kadeh votkaya yoruyor yatakta dönele duruşunu, gheroghe adaşını arıyor bükreş akşamında "bacanak, uyku tutmadı bir tavla atalım?" diyor, claudio gece gece açık kilise arıyor bu saatte, sasa kampta gece gece winning eleven'da bir maç daha çeviriyor diye hocadan fırça yiyor, mondi daum'la ümit'e mesaj atıyor. ulan galatasaray, işi gücü bıraktık terliyoruz akşamın yedisinde, nisanın 26'sında, biranın dibinde.

mescit hakan, asabiyet ayhan, fırlama arda, köy çocuğu servet, kız lincoln, tiki emre, alamancı aykut, topsakal ümit, üçgen kafa sabri. alayı toplanmış bir sınıfta. hoca da hasta olmuş, emekliliği gelmiş, dönem sonuna kadar gelmeyecek. dersler boş artık. ne makara yapılır ha. hadi oğlum, samimiyiz, kan kardeşiz ama diyemiyorum işte lafı dolandırıyorum anla artık. tek dileğim kaldı senden. hadi galatasaray, hadi be bilader...

ulan Gassaray!


başka hiç bir şey yapmayabilirsin, duruşun bakışın yeter. cenneti görmüşüz seninle, kalamış'a çıkarmasan da olur akşam gezintisine. ama biliyoruz ki deliyiz ikimiz de. duramayacağız. devamsızlık limiti dolmuş halleriyle tarihçi ders anlatırken piç piç bakışıp, kıkırdayarak birbirini kışkırtan, arkada ceketini almadan okulu asan delikanlılar kadar bağlıyız kaideye. sen beni bilirsin ben de seni galatasaray. ulan galatasaray. kırmızını gördüğümde kalbim küt küt atıyor, çıldırıyorum, sağduyumu, sağımı, duyumu yitiriyorum.

sözüm söz, daha bir şey beklemem senden. rüya mı gerçek mi anlayamadığım yılların hatırası yeter. ama en janti aleme de yakıştırırım ha seni, yakışıklısın olm. az bişey kendine baksan. stadın köhnemiş, kaptanın eskimiş, başkanın şöyleymiş falan filan. biz bu boku içmeye kristal kadehte başlamadık. köpek öldürenle sarhoş olurduk ne ki, petrus'la havyar bilmeyiz, bilmemekten kelli de aramayız; hepsinin ötesi sarhoş etmeyen petrus'un da mahzenine koyayım. adamın en has zamanında sağından atıp solundan geçtiğini değil de hagi'nin, sonrasında elini böyle böyle salladığını anlatıp gülüşüyoruz. başkası anlamıyor neye güldüğümüzü ama iyiyiz biz, kafamız güzel. millet biz ne içtiysek ondan istiyor. istesinler, onlar bulasıya bizim modumuz değişir. ki bulamazlar; dedik ya, petrus'u parası olan herkese veriyorlar da her züğürt efes güneşi'yle kafayı açmayı bilmiyor. ulan galatasaray, alemsin. bir alemsin.

dedim ya, ayıbımız minnetimiz yok karşılıklı. olmasın da, sitem edecek kadar çocuk değiliz daha. ne yapsan eyvallah, biliyorsun. ama biliyorum ki yine kıpır kıpırsın. seni de uyku tutmadı değil mi? biliyorum ki tugay da yatamamış adası dar geliyor, cevat'la zoran da mahalle düğünündeki klarnet sesine, içtiği son kadeh votkaya yoruyor yatakta dönele duruşunu, gheroghe adaşını arıyor bükreş akşamında "bacanak, uyku tutmadı bir tavla atalım?" diyor, claudio gece gece açık kilise arıyor bu saatte, sasa kampta gece gece winning eleven'da bir maç daha çeviriyor diye hocadan fırça yiyor, mondi daum'la ümit'e mesaj atıyor. ulan galatasaray, işi gücü bıraktık terliyoruz akşamın yedisinde, nisanın 26'sında, biranın dibinde.

mescit hakan, asabiyet ayhan, fırlama arda, köy çocuğu servet, kız lincoln, tiki emre, alamancı aykut, topsakal ümit, üçgen kafa sabri. alayı toplanmış bir sınıfta. hoca da hasta olmuş, emekliliği gelmiş, dönem sonuna kadar gelmeyecek. dersler boş artık. ne makara yapılır ha. hadi oğlum, samimiyiz, kan kardeşiz ama diyemiyorum işte lafı dolandırıyorum anla artık. tek dileğim kaldı senden. hadi galatasaray, hadi be bilader...

25 Nisan 2008 Cuma

kutlu doğum haftasına yakışan bir derbi olsun..


"mehmetcik icin yen fenerbahcem" ile cok bir farkini goremiyorum bu cümlenin ben esasen.. orada da bir zümre'nin milli duygularina dürtü (poke?) gelmisti.. orada da lugano'yu, edu'yu , kejman'i irgalamiyordu mehmetcik.. ama sonucta "bu zaferimizi sehitlere hediye ediyoruz" diyen bir zümre vardi.. rahatsiz olduk mu? olmadik..

hakan sükür gibi futbol hayatini 1712 yilindan beri çeşitli kluplerde ama en cok galatasaray'da sürdüren birinin, allahi var bir kere dini propaganda yaptigini gormedim.. milyonlarca cocuk kendini örnek alirken bir kez cikip formasinin altindan mesaj vermedi.. tek mesajini hatirliyorum o da "dogum gunun kutlu olsun askim" mesajiydi ki onunla da "liman işçilerinin grevi kutlu olsun" diyerek taşak gecmistik.. geçmiş ve güzel günlerdi..

bu milli "aman tanrim, seriatcilar sarmissa dört bir yanimi, baktigim her yerde tekke duruyor, ben seni düsünmek istemesem de, bana hersey allahi hatirlatiyor" durusu beni irrite ediyor (bu kelimeyi de zamaninda mega hafiza programindan şey etmiştirm) memlekette "namaz kilan sayisini arttirmaliyiz" gibi canavar aciklamalar varken, liselerde bir korku klasigi olarak "geri dondur rabbim" oynatilirken hakan sükür'ün "zaman" gazetesine verdigi demec ki tam olarak soyledir :

"g.saray'ın ve türk futbolunun efsane yıldızı hakan şükür, utanç tablolarının yaşanmaması için derbi öncesi önemli mesajlar verdi. içinde bulunduğumuz 'kutlu doğum haftası'na vurgu yapan rekortmen golcü, sokaklara hakim olan bayram havasının, hafta sonunda ali sami yen'in tribünlerine de sirayet etmesi temennisinde bulundu. taraftarların, stada kesici, delici aletlerle değil, güllerle gelmesini istedi."

tamamen dini propaganda'dan uzak insanlari sakinlige davet eden bir soylemdir.. bunun neresinden rahatsiz olundugunu anlamiyorum.. adam resmen kavga gürültü olmasin, iyi oynayan kazansin demiş işte.. zaman'inda mustafa kemal dahi, halkin dini duygularini kullanmadi mi meclisin acilmasinda? mustafa kemal tekkecimiydi ki dualarla acti meclisi?

yapmayalim allaskina.. hakan sükür gibi türk futbolunun gelmiş gecmis en basarili oyuncusunu boyle salak sekilde karalamaya calismayalim..laik depresiflerimize bu da batmasın..

lakiklik dediğimiz kavram, dine ait her kavramın sosyal hayattan izole edilmesi mi? daha doğrusu siz öyle mi sanıyorsunuz? ya da öyle olsun diye hayaller de mi yaşıyorsunuz?

hayır mesela ben şunu da anlamıyorum;
noel zamanı "noel ruhuna yakışan bir derbi olsun" deseydi..

zerre kadar garipsemezdim..
nedir noel ruhu?
birleştirici, güzel davranışları destekleyici, yardımlaşma kardeşlik şu bu vs. güzel hareketlere kapı açan halettir di mi..

farkı ne?
kötü bişey mi demiş adam?

ucu islama dokunan her şeyden ödünüz kopmasın..

hakan şükür'ün şeriati getirmesi pek mümkün değil..

pet şişe atmayın, gül atın demiş..
yumruklaşmayın, ibne hakem demeyin demiş..
havaya ateş açmayın, otobüslerin ardından vandal tavırlarla koşturmayın demiş..

birleştirici, kardeşlik dostluk ve iyi niyetler ekseninde bir derbi olsun demiş..

birinin dinle ilgili açıklamalarını eleştirmek için ondan daha o dine uyan insanlar olmalıyız, bırak müslüman olmamayı, müslümanlığı tam yaşamayan biri, bu konuda nasıl eleştiride bulunabilir.

işin kötüsü kırk yılda bir herif kafayı kullanıp derbi için güzel bi çağırı yapalım dedi yine yer yerinden oynadı.kaç senedir derbi seyrediyoruz bi kere de bi başkan çıkıp açık açık gerçekten inanarak olaysız derbi istedi mi? taraftarını gaza getirmeyen yönetici, futbolcu kaç tane gördük? adam fettullahçı ya tamam ağzından ne çıksa tü kaka.
ulan anneler gününde derbiler oynandı bu ülkede 30.000 kişi ana avrat düz gitti kimseler bişey demedi demiyor da. e ama o ambiyans dimi ? yoksa ikiyüzlülük müydü lan onun ismi?

kutlu doğum haftasına yakışan bir derbi olsun..


"mehmetcik icin yen fenerbahcem" ile cok bir farkini goremiyorum bu cümlenin ben esasen.. orada da bir zümre'nin milli duygularina dürtü (poke?) gelmisti.. orada da lugano'yu, edu'yu , kejman'i irgalamiyordu mehmetcik.. ama sonucta "bu zaferimizi sehitlere hediye ediyoruz" diyen bir zümre vardi.. rahatsiz olduk mu? olmadik..

hakan sükür gibi futbol hayatini 1712 yilindan beri çeşitli kluplerde ama en cok galatasaray'da sürdüren birinin, allahi var bir kere dini propaganda yaptigini gormedim.. milyonlarca cocuk kendini örnek alirken bir kez cikip formasinin altindan mesaj vermedi.. tek mesajini hatirliyorum o da "dogum gunun kutlu olsun askim" mesajiydi ki onunla da "liman işçilerinin grevi kutlu olsun" diyerek taşak gecmistik.. geçmiş ve güzel günlerdi..

bu milli "aman tanrim, seriatcilar sarmissa dört bir yanimi, baktigim her yerde tekke duruyor, ben seni düsünmek istemesem de, bana hersey allahi hatirlatiyor" durusu beni irrite ediyor (bu kelimeyi de zamaninda mega hafiza programindan şey etmiştirm) memlekette "namaz kilan sayisini arttirmaliyiz" gibi canavar aciklamalar varken, liselerde bir korku klasigi olarak "geri dondur rabbim" oynatilirken hakan sükür'ün "zaman" gazetesine verdigi demec ki tam olarak soyledir :

"g.saray'ın ve türk futbolunun efsane yıldızı hakan şükür, utanç tablolarının yaşanmaması için derbi öncesi önemli mesajlar verdi. içinde bulunduğumuz 'kutlu doğum haftası'na vurgu yapan rekortmen golcü, sokaklara hakim olan bayram havasının, hafta sonunda ali sami yen'in tribünlerine de sirayet etmesi temennisinde bulundu. taraftarların, stada kesici, delici aletlerle değil, güllerle gelmesini istedi."

tamamen dini propaganda'dan uzak insanlari sakinlige davet eden bir soylemdir.. bunun neresinden rahatsiz olundugunu anlamiyorum.. adam resmen kavga gürültü olmasin, iyi oynayan kazansin demiş işte.. zaman'inda mustafa kemal dahi, halkin dini duygularini kullanmadi mi meclisin acilmasinda? mustafa kemal tekkecimiydi ki dualarla acti meclisi?

yapmayalim allaskina.. hakan sükür gibi türk futbolunun gelmiş gecmis en basarili oyuncusunu boyle salak sekilde karalamaya calismayalim..laik depresiflerimize bu da batmasın..

lakiklik dediğimiz kavram, dine ait her kavramın sosyal hayattan izole edilmesi mi? daha doğrusu siz öyle mi sanıyorsunuz? ya da öyle olsun diye hayaller de mi yaşıyorsunuz?

hayır mesela ben şunu da anlamıyorum;
noel zamanı "noel ruhuna yakışan bir derbi olsun" deseydi..

zerre kadar garipsemezdim..
nedir noel ruhu?
birleştirici, güzel davranışları destekleyici, yardımlaşma kardeşlik şu bu vs. güzel hareketlere kapı açan halettir di mi..

farkı ne?
kötü bişey mi demiş adam?

ucu islama dokunan her şeyden ödünüz kopmasın..

hakan şükür'ün şeriati getirmesi pek mümkün değil..

pet şişe atmayın, gül atın demiş..
yumruklaşmayın, ibne hakem demeyin demiş..
havaya ateş açmayın, otobüslerin ardından vandal tavırlarla koşturmayın demiş..

birleştirici, kardeşlik dostluk ve iyi niyetler ekseninde bir derbi olsun demiş..

birinin dinle ilgili açıklamalarını eleştirmek için ondan daha o dine uyan insanlar olmalıyız, bırak müslüman olmamayı, müslümanlığı tam yaşamayan biri, bu konuda nasıl eleştiride bulunabilir.

işin kötüsü kırk yılda bir herif kafayı kullanıp derbi için güzel bi çağırı yapalım dedi yine yer yerinden oynadı.kaç senedir derbi seyrediyoruz bi kere de bi başkan çıkıp açık açık gerçekten inanarak olaysız derbi istedi mi? taraftarını gaza getirmeyen yönetici, futbolcu kaç tane gördük? adam fettullahçı ya tamam ağzından ne çıksa tü kaka.
ulan anneler gününde derbiler oynandı bu ülkede 30.000 kişi ana avrat düz gitti kimseler bişey demedi demiyor da. e ama o ambiyans dimi ? yoksa ikiyüzlülük müydü lan onun ismi?

Değer Eraybar..


Türk voleybolunun önemli isimlerinden olan ve önceki gün vefat eden Değer Eraybar, İstanbul`da toprağa verildi.

İstanbul`da 1936 yılında doğan, sporculuğu sırasında sadece Galatasaray Forması giyen, 19 yıllık voleybolculuk yaşamında 101 kez milli formayı giyen ve 92 kez de kaptanlığını yapan Eraybar'ı yakalandığı amansız hastalıktan dolayı kaybettik.

Yakınlarının şahsında spor camiasına baş sağlığı ve sabır, voleybolun DEĞER AĞABEYİNE Allah’tan rahmet diliyoruz.

Değer Eraybar..


Türk voleybolunun önemli isimlerinden olan ve önceki gün vefat eden Değer Eraybar, İstanbul`da toprağa verildi.

İstanbul`da 1936 yılında doğan, sporculuğu sırasında sadece Galatasaray Forması giyen, 19 yıllık voleybolculuk yaşamında 101 kez milli formayı giyen ve 92 kez de kaptanlığını yapan Eraybar'ı yakalandığı amansız hastalıktan dolayı kaybettik.

Yakınlarının şahsında spor camiasına baş sağlığı ve sabır, voleybolun DEĞER AĞABEYİNE Allah’tan rahmet diliyoruz.

24 Nisan 2008 Perşembe

Benim hala umudum var..


En kötü anlarda bile umuda inanmaktır ayakta tutan bizi.Aslında çokça fakat son dönemlerde iyice tavan yapan tutunduğun her dalın elinde kalması gibi lanet olasıca bi hayat yaşıyorum.Ufacık bir mutlulukla çok şeyin yolunda gittiğini düşünüp kendimi kandırıyorum.Evet belki bu sefer yine aynı şeyi yapıyorum bile bile,sonunda dibe vurucağımı göre göre ama işte tutunuş sebebimiz diyoruz ya umut..
Nedir bunca perişan eden bizi diye soruyorumda aslında çokça.İstediklerimizi gerçekleştirmek için çok mu çaba sarf ediyoruz?Hayatımızdan bişeyler vermeye hazırmıyız?Daha bu sorulara bile kesin cevaplar veremeden bişeyleri istemek sanırım saçma..
Dikilip karşılarına haykıramadıktan,içindekileri kusamadıktan,perişan olduğun üç geceyi anlatamadıktan sonra neyin mücadelesi bu? Dibe vur,hayatın sikilsin,alkolden başka sıvı gırmeyen bünyen suyun tadını unutsun!Kahret kendini,ayaklarının seni nereye götürdüğünü bilmeden yürü,gecenin belkide son tramvayına bin,otur bi köşeye kafanı cama yasla,düşün.Yüzleş bu sefer kendinle,kaçma.Kaçtıkların her karşına çıktığında birbirinden farkı olmayan gecelerine son vermek için dur.Küfret haykırarak,bağır.Bu seferde bunları dene.Dibe vurduğun anlardan çıkısın olsun bu kez.Belki hiçbişey değişmeyecek ama umut ya işte.Yaşama sebebimiz..

Benim hala umudum var,
İsyan etsemde istediğim kadar..

Benim hala umudum var..


En kötü anlarda bile umuda inanmaktır ayakta tutan bizi.Aslında çokça fakat son dönemlerde iyice tavan yapan tutunduğun her dalın elinde kalması gibi lanet olasıca bi hayat yaşıyorum.Ufacık bir mutlulukla çok şeyin yolunda gittiğini düşünüp kendimi kandırıyorum.Evet belki bu sefer yine aynı şeyi yapıyorum bile bile,sonunda dibe vurucağımı göre göre ama işte tutunuş sebebimiz diyoruz ya umut..
Nedir bunca perişan eden bizi diye soruyorumda aslında çokça.İstediklerimizi gerçekleştirmek için çok mu çaba sarf ediyoruz?Hayatımızdan bişeyler vermeye hazırmıyız?Daha bu sorulara bile kesin cevaplar veremeden bişeyleri istemek sanırım saçma..
Dikilip karşılarına haykıramadıktan,içindekileri kusamadıktan,perişan olduğun üç geceyi anlatamadıktan sonra neyin mücadelesi bu? Dibe vur,hayatın sikilsin,alkolden başka sıvı gırmeyen bünyen suyun tadını unutsun!Kahret kendini,ayaklarının seni nereye götürdüğünü bilmeden yürü,gecenin belkide son tramvayına bin,otur bi köşeye kafanı cama yasla,düşün.Yüzleş bu sefer kendinle,kaçma.Kaçtıkların her karşına çıktığında birbirinden farkı olmayan gecelerine son vermek için dur.Küfret haykırarak,bağır.Bu seferde bunları dene.Dibe vurduğun anlardan çıkısın olsun bu kez.Belki hiçbişey değişmeyecek ama umut ya işte.Yaşama sebebimiz..

Benim hala umudum var,
İsyan etsemde istediğim kadar..

23 Nisan 2008 Çarşamba

iyi ki doğdun r@mço

"yaş oldu yirmibeş, hep laylay hep laylay.."

iyi ki doğdun r@mço

"yaş oldu yirmibeş, hep laylay hep laylay.."

21 Nisan 2008 Pazartesi

Yüregine yenik düstügünde basladigin yere dönersin

Cumartesi yine rüzgar gibi gecti gitti gönlümüzden. hem rüzgarli hem bol dalgali bir cumartesiydi bu seferki. patriotla unkapani köprüsünde aldık soluğu, kaptık oltaları. doksan dakika boyunca sadece bir, evet evet tamı tamına bir adet istavrit yakalayabildik. bu ilk denemeydi, bundan sonraki cumartesilerde sık sık denk gelebilirsiniz unkapanı köprüsünde. birinci geleneksel unkapanı balık festivalinin skoru ; voda 1 - patriot 0 :)

pazar günü ise mangal telasesi vardı. sayısız rakıyla, birayla envai çeşit et falan filan.. otomobil uçar gider dedik, erkenden olimpiyatın dağlarından birine konduk. cayır cayır yanan mangal ateşiyle birlikte buz gibi esen yeni rakı birleşti dağbaşında.. çileyi zevke dönüştürdük maç öncesinde, emeği geçen tüm abilerimize tekrar teşekkür etmeyi unutmayalım.. yalnız biz miyiz mangal yapan? tabiki hayır.. iki adım atıyosun karşıya hell'in güzel insanları çıkıyor, hemen yan masaya eloy komple akın etmiş.. olimpiyat yolu nevizadeye dönmüş, heryerden buram buram rakı mangal kokuları. "az içtik yine be.." deyip turnikelere doğru hareket etmeye başladık..

skorbordun bulunduğu kale arkasında turnikeye yanaştığımızda attık ilk golü. biz daha girmedik ondan mı gol oldu acaba? dışarda kalıp rakıya devam mı etsek? ne yapsak ne etsek derken biraz çileli, biraz kamille sohbetli bir şekilde içerde bulduk kendimizi.. bir omuzda pankart, oraya asılması önemliydi. çünkü yüreğine yenik düştüğünde başladığın yere dönersin demiştik.. evet yenik düştük yüreğimize, sığamadık peşindeyize.. ilk asıldığı maç, geçen sezon başındaki istanbulsporla oynadığımız hazırlık maçı.. özlemiştir yerini diye düşündük, öyle yada böyle bu pankart oraya asılmalı dedik.. maçın oynandığı esnada sahaya girip pankartı asmak için müsait bi yer aradık.. memur beyler "yok orda kapı var, oraya olmaz pencere var vs." şeklinde saçmalayınca hem astığımız yer içimize de sinmeyince, bu maçta mutlaka asılması gereken bir diğer pankart olan şampiyonluğa 4 kala'yı da omuzlayarak tekrar sahaya atlayıp, kapalıya geçtik.. göbekteki kocaman boşluğa 4 kala'yı asıverdik, kapalının en solunada peşindeyiz.. bir başka parıldamış o gece.. yerini çok özlemiş.. etrafa bakınmış sürekli, kendisine bakanlara gülümsemiş ve şampiyonluğun habercisi olmuş bütün inananlara..

haftasonunda ispanyol basınında çıkan haberleri yalanlama fırsatımız olmadı derken bu sefer özür dilercesine fanatik gazetesi bişeyler yapmış.. haberi pek önemsemedik, yine kendi kafasına göre yorumlamış ne de olsa türk basını.. yine de raşit altun beyefendiye teşekkür ederiz..

Bi dilek tuttum, yıldızların ışığında

Sen diye diye avundum, geldin rüyalarıma..

Yüregine yenik düstügünde basladigin yere dönersin

Cumartesi yine rüzgar gibi gecti gitti gönlümüzden. hem rüzgarli hem bol dalgali bir cumartesiydi bu seferki. patriotla unkapani köprüsünde aldık soluğu, kaptık oltaları. doksan dakika boyunca sadece bir, evet evet tamı tamına bir adet istavrit yakalayabildik. bu ilk denemeydi, bundan sonraki cumartesilerde sık sık denk gelebilirsiniz unkapanı köprüsünde. birinci geleneksel unkapanı balık festivalinin skoru ; voda 1 - patriot 0 :)

pazar günü ise mangal telasesi vardı. sayısız rakıyla, birayla envai çeşit et falan filan.. otomobil uçar gider dedik, erkenden olimpiyatın dağlarından birine konduk. cayır cayır yanan mangal ateşiyle birlikte buz gibi esen yeni rakı birleşti dağbaşında.. çileyi zevke dönüştürdük maç öncesinde, emeği geçen tüm abilerimize tekrar teşekkür etmeyi unutmayalım.. yalnız biz miyiz mangal yapan? tabiki hayır.. iki adım atıyosun karşıya hell'in güzel insanları çıkıyor, hemen yan masaya eloy komple akın etmiş.. olimpiyat yolu nevizadeye dönmüş, heryerden buram buram rakı mangal kokuları. "az içtik yine be.." deyip turnikelere doğru hareket etmeye başladık..

skorbordun bulunduğu kale arkasında turnikeye yanaştığımızda attık ilk golü. biz daha girmedik ondan mı gol oldu acaba? dışarda kalıp rakıya devam mı etsek? ne yapsak ne etsek derken biraz çileli, biraz kamille sohbetli bir şekilde içerde bulduk kendimizi.. bir omuzda pankart, oraya asılması önemliydi. çünkü yüreğine yenik düştüğünde başladığın yere dönersin demiştik.. evet yenik düştük yüreğimize, sığamadık peşindeyize.. ilk asıldığı maç, geçen sezon başındaki istanbulsporla oynadığımız hazırlık maçı.. özlemiştir yerini diye düşündük, öyle yada böyle bu pankart oraya asılmalı dedik.. maçın oynandığı esnada sahaya girip pankartı asmak için müsait bi yer aradık.. memur beyler "yok orda kapı var, oraya olmaz pencere var vs." şeklinde saçmalayınca hem astığımız yer içimize de sinmeyince, bu maçta mutlaka asılması gereken bir diğer pankart olan şampiyonluğa 4 kala'yı da omuzlayarak tekrar sahaya atlayıp, kapalıya geçtik.. göbekteki kocaman boşluğa 4 kala'yı asıverdik, kapalının en solunada peşindeyiz.. bir başka parıldamış o gece.. yerini çok özlemiş.. etrafa bakınmış sürekli, kendisine bakanlara gülümsemiş ve şampiyonluğun habercisi olmuş bütün inananlara..

haftasonunda ispanyol basınında çıkan haberleri yalanlama fırsatımız olmadı derken bu sefer özür dilercesine fanatik gazetesi bişeyler yapmış.. haberi pek önemsemedik, yine kendi kafasına göre yorumlamış ne de olsa türk basını.. yine de raşit altun beyefendiye teşekkür ederiz..

Bi dilek tuttum, yıldızların ışığında

Sen diye diye avundum, geldin rüyalarıma..

19 Nisan 2008 Cumartesi

İspanya'dan sesler...yavrum basın bizi de yazın!

http://www.encancha.com/noticia-numero6166-equipo100.html'dan aynen alınmıştır


Galatasaray, primer semifinalista a costa de un correoso Besiktas
En un igualado partido el Galatasaray Café Brown consigue el pase para las semifinales del sábado, después de derrotar al Besitkas gracias a un triple de Dee Brown en los últimos segundos del choque
Clara Grau / Mario Gómez
Disminuir el tamaño de las letras Enviar esta noticia por correo electrónico Imprimir noticia
Después de controlar todo el partido, al final el Galatasaray sufrió `para doblegar al Besiktas
Después de controlar todo el partido, al final el Galatasaray sufrió `para doblegar al Besiktas
FOTO: Cipriano Fornas

Besiktas Cola Turka 60 – 61 Galatasaray Café Crown

Palavela 18:30 3.000 espectadores
Se abre el telón, comienza el primer partido de cuartos de final. Duelo otomano: Besiktas Cola Turka contra Galatasaray Café Brown. Los aficionados comienzan a llegar al pabellón y la afición del Besitkas no para de animar a los suyos.
Pero en los primeros minutos el Galatasaray de la mano de su batería extracomunitaria y con un Hite en estado de gracia saca de las casillas a una apática defensa local (4-15). La sorpresa salta en Palavela, pese a todo los dos equipos pierden muchos balones tirando desde mas allá de 6.25. Al final del primer cuarto el marcador se iguala (11 -19) para los cafeteros.
En el segundo cuarto el Besiktas sigue sin perder la cara al partido de la mano de un inspirado Drobnjak, que desde la línea de triple y forzando faltas con posteriores tiros libres reducía la diferencia. Pese a todo, el Galatasaray con su segunda rotación de jugadores juega como un auténtico equipo, guiado por un inspirado Akyol, ( 18 -29).
A falta de tres minutos para el descanso el entrenador del Besiktas Ergin Ataman, al no ver ningún resultado positivo solicita tiempo muerto para intentar despertar a sus pupilos (20 -31). En el último minuto y tras un intercambio de canastas el Galatasaray se escapa en el marcador al final de los primeros veinte minutos (24-35). Destacar la aportación de Robert Hite con 14 puntos y 22 de valoración y el ex – jugador del Tau Cerámica Kaya Peker con 7 rebotes.
La contienda continua con un tapón espectacular de Britton Johnsen, pero el Besiktas comienza a despertar con un parcial de 0 – 5. Las defensas empiezan a cerrarse y el partido cada vez es mas equilibrado, pero la diferencia no varia (29 -39). Los minutos pasan y el equipo de Charles Gaines controla el ritmo del partido sin ningún problema. Drobnjak intenta reducir la diferencia a base de triples, pero de nada sirve, los aficionados del Pesindeyiz comienzan a celebrar la victoria antes de tiempo.(kisaca: pesindeyiz taraftari galibiyeti erken kutlamaya basladi)
Pero como siempre pasa, quien se cree victorioso se relaja, ese hecho lo ha aprovechado el Besiktas para colocarse a solo siete puntos (42 – 49). Faltan diez minutos y ninguno de los dos conjuntos ha dicho la última palabra.
Los minutos pasan y el marcador no se mueve, los nervios se pueden palpar en cada posesión. El Besiktas sorprendentemente y para delirio de sus aficionados empata el partido a falta de tres minutos (51-51), pero el Galatasaray vuelve a despertar y gracias a un triple de Akyol y una bandeja de Britton Johnsen se escapan de seis puntos de diferencia (51-57).
El partido de un giro repentino y se iguala!! (54 -57). A Dorbnjak se le sale un triple del aro, tiempo muerto del Besitkas. Último minuto del encuentro, empate a 58. Pelota para los cafeteros, falta en ataque de Britton Johnsen; La presión cambia de bando a falta de 51 segundos. Balón para el Besitkas, Shumpert anota los dos tiros libres después de recibir una clara falta, esto se anima (60 -58). Última posesión, Dee Brown roza la gloria al conseguir en los últimos segundos un triple imposible, no hay tiempo para más (60 -61) y el Galatasaray Café Brown se convierte en el primer semifinalista de la competición.
La estrella : A falta de jugadores determinantes la aparición de Dee Brown ha salvado al Galatasaray de la quema de los cuartos de final. Un triple que puede valer una euroliga, nunca se sabe. El conjunto de Estambul ha estado a punto de perder en encuentro que tenia prácticamente ganado desde el primer minuto del partido.

İspanya'dan sesler...yavrum basın bizi de yazın!

http://www.encancha.com/noticia-numero6166-equipo100.html'dan aynen alınmıştır


Galatasaray, primer semifinalista a costa de un correoso Besiktas
En un igualado partido el Galatasaray Café Brown consigue el pase para las semifinales del sábado, después de derrotar al Besitkas gracias a un triple de Dee Brown en los últimos segundos del choque
Clara Grau / Mario Gómez
Disminuir el tamaño de las letras Enviar esta noticia por correo electrónico Imprimir noticia
Después de controlar todo el partido, al final el Galatasaray sufrió `para doblegar al Besiktas
Después de controlar todo el partido, al final el Galatasaray sufrió `para doblegar al Besiktas
FOTO: Cipriano Fornas

Besiktas Cola Turka 60 – 61 Galatasaray Café Crown

Palavela 18:30 3.000 espectadores
Se abre el telón, comienza el primer partido de cuartos de final. Duelo otomano: Besiktas Cola Turka contra Galatasaray Café Brown. Los aficionados comienzan a llegar al pabellón y la afición del Besitkas no para de animar a los suyos.
Pero en los primeros minutos el Galatasaray de la mano de su batería extracomunitaria y con un Hite en estado de gracia saca de las casillas a una apática defensa local (4-15). La sorpresa salta en Palavela, pese a todo los dos equipos pierden muchos balones tirando desde mas allá de 6.25. Al final del primer cuarto el marcador se iguala (11 -19) para los cafeteros.
En el segundo cuarto el Besiktas sigue sin perder la cara al partido de la mano de un inspirado Drobnjak, que desde la línea de triple y forzando faltas con posteriores tiros libres reducía la diferencia. Pese a todo, el Galatasaray con su segunda rotación de jugadores juega como un auténtico equipo, guiado por un inspirado Akyol, ( 18 -29).
A falta de tres minutos para el descanso el entrenador del Besiktas Ergin Ataman, al no ver ningún resultado positivo solicita tiempo muerto para intentar despertar a sus pupilos (20 -31). En el último minuto y tras un intercambio de canastas el Galatasaray se escapa en el marcador al final de los primeros veinte minutos (24-35). Destacar la aportación de Robert Hite con 14 puntos y 22 de valoración y el ex – jugador del Tau Cerámica Kaya Peker con 7 rebotes.
La contienda continua con un tapón espectacular de Britton Johnsen, pero el Besiktas comienza a despertar con un parcial de 0 – 5. Las defensas empiezan a cerrarse y el partido cada vez es mas equilibrado, pero la diferencia no varia (29 -39). Los minutos pasan y el equipo de Charles Gaines controla el ritmo del partido sin ningún problema. Drobnjak intenta reducir la diferencia a base de triples, pero de nada sirve, los aficionados del Pesindeyiz comienzan a celebrar la victoria antes de tiempo.(kisaca: pesindeyiz taraftari galibiyeti erken kutlamaya basladi)
Pero como siempre pasa, quien se cree victorioso se relaja, ese hecho lo ha aprovechado el Besiktas para colocarse a solo siete puntos (42 – 49). Faltan diez minutos y ninguno de los dos conjuntos ha dicho la última palabra.
Los minutos pasan y el marcador no se mueve, los nervios se pueden palpar en cada posesión. El Besiktas sorprendentemente y para delirio de sus aficionados empata el partido a falta de tres minutos (51-51), pero el Galatasaray vuelve a despertar y gracias a un triple de Akyol y una bandeja de Britton Johnsen se escapan de seis puntos de diferencia (51-57).
El partido de un giro repentino y se iguala!! (54 -57). A Dorbnjak se le sale un triple del aro, tiempo muerto del Besitkas. Último minuto del encuentro, empate a 58. Pelota para los cafeteros, falta en ataque de Britton Johnsen; La presión cambia de bando a falta de 51 segundos. Balón para el Besitkas, Shumpert anota los dos tiros libres después de recibir una clara falta, esto se anima (60 -58). Última posesión, Dee Brown roza la gloria al conseguir en los últimos segundos un triple imposible, no hay tiempo para más (60 -61) y el Galatasaray Café Brown se convierte en el primer semifinalista de la competición.
La estrella : A falta de jugadores determinantes la aparición de Dee Brown ha salvado al Galatasaray de la quema de los cuartos de final. Un triple que puede valer una euroliga, nunca se sabe. El conjunto de Estambul ha estado a punto de perder en encuentro que tenia prácticamente ganado desde el primer minuto del partido.

İstanbul

Nisan 20 @ İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı / 19:00

"yüregine yenik düstügünde basladigin yere dönersin"

İstanbul

Nisan 20 @ İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı / 19:00

"yüregine yenik düstügünde basladigin yere dönersin"

Sivasın Yollarına......

az gidilmiş yollara çıkalım, Sivas beklesin bizleri kolları açık... öyle bir ruh hali içindeyiz ki... gitmek düşünce insanın yüreğine hep en uzun yolları seçmeli... gitmenin adı yollara düşmek ise en anlamlı tarafıyla bu ruh yolculuğunda bedeni de arkadaşlık etmesi için yoldaşlığına vurmak iyi bir fikir... beden ruha, ruh bedene arkadaşlık eder, bazen ağlarlar bazen gülerler... gecer gider asfaltın soğuk yüzü...

çocukluğumuzdaki gibi sarmalayalım yolları içimizde... yol boyunca elektrik direklerini sayalım mesela, arada bir yaslayalım başımızı titreyen cama, beynimizi bulandıralım gözleri kapatıp... ağaçlar hep çocukları bekler aslında "anne bak ağaçlar da bizimle geliyor" diye seslenişlerini duymak için... gelmek isteyip de yerinden kıpırdayamayan ağaçların anlık mutlu yanılgılarıdır o sesler... bir anlık bile olsa kandırırlar kendilerini gercekten gidiyorlarmış gibi... ama duran agaçlardır, giden çocuk... ay dede hep bizi izler zannederdik, hatta kızardık bazen "neden takip ediyor" diye... ahhh, yıldızların masallarını anlatacak, göğsüne yaslanıp dinleyeceğim biri olsa yanımda... kendi kendime anlatsam deli derler mi acaba?

(special thanx to CAGS)


hiç tanımadığımız yerlerde molalar vereceğiz... daha önce hiç çekilmemiş yerlerin havası dolacak içimize... önce şöyle bir gireceğim içeri kapıdan, etrafıma bakınacağım, en yakın masaya oruracağım cam kenarındaki...
garson gelip soracak "ne alırdınız?"

"bir sıcak çay" diyeceğim, "açık olsun... içim zaten kararmış demlene demlene..."

bir cigara yakılsın, uzun zamandır hasret kalınan nefes gibi gelecek o ilk çekiş, yavaş yavaş salınsın dışarı, serbes bırakılsın yavaş yavaş... elimiz çenemizde takılı kalacak belki tanıştığım ız yeni görüntülere bakakalırken... ve biliyorum bir köpecik de olacak oralarda biryerlerde uzanmış miskin miskin yatan... her yol hikayesinde olmazsa olmazdır ya.(bkz.doberman)

sonrasında yine yollar, gözün alabildiğince uzanan topraklar... gun doğumunu Starex'te karşılamanın keyfi ayrıdır herzaman. cama yaslanır ve yavaş yavaş yükselişini seyredersiniz günün... yollar gecip, ağaçlar sürratle birleşirken birbirine, usulca ağarışını izlersiniz yeni günün...

evet iyi gelir böyle yollara düşmek arasıra... hele ki yürek çoktan düşmüşse, ardınsıra gitmek, destek olmak gibidir. o sözler takılacak dilime, biliyorum...

Sen varsın ya,her şey senden önce ve senden sonra!

Khalekedon çocuklarıyla oynayacağımız maçın sonucundan bağımsız yazmak istedim,Sivas yolu gene en gidilmeyecek olsa bile gitme fikrimizin daimi olduğunu hatırlatmak için...aklımız takılı kalmış bozuk satıhlarda....




ayağım gaz pedalında,
ardımda fırtına.
bilinmez ufuklarda,
yollardayım.
bu bir belirsiz gidiş,
hem çıkış var hem iniş,
işte şimdi burdayım,
yanındayım.

sen varsın ya,
herşey senden önce
ve senden sonra.

yine düştük yollara, yollara, yollara,
yine aştık dağları, dağları, dağları.

bu gönül güzel sevdi,
eridim sevdalarda,
korkular vız geldi,
tırıs gitti
orada bir yer var ki
o yer bizim yerimizdir,
iz bıraksak geçerken,
bize yeter.

sen varsın ya,
herşey senden önce
ve senden sonra.